Türk Qəhvəsi

fincan

Türk Qəhvəsi Qanuni Sultan Süleyman dövründə, 1543-cü ildə Həbəşistandan İstanbula gətirilmiş və zamanla Osmanlılardan Avropaya keçmişdir. Avropada qəhvə uzun müddət Türk Qəhvəsi olaraq təqdim edilmişdir. Türk mədəniyyətinə xas güğüm(səhəng) və qəhvədanlarda (cezve) bişirildiyi üçün Türk qəhvəsi olaraq xatırlanmağa başlanmışdır. O dövrdə açılan qəhvəxanalar sayəsində Türk xalqı qəhvə ilə tanış olmuşdur. Qəhvəxanalar söhbət edilən, oyun oynanan ictimai yerlərdir və Türk mədəniyyətində əhəmiyyətli bir yer tutmaqdadırlar.

Fotoğraf : Deniz Bayramoğlu

KÜLTÜR-GELENEK-GÖRENEK içinde yayınlandı | Tagged

ŞEYH EDEBALİ ‘ NİN NASİHATI

şeyh edibali

Bak DOSTUM!

Cahil ile dost olma

İlim bilmez, İrfan bilmez, Söz bilmez, Üzülürsün

Saygısızla dost olma

Usul bilmez, Adap bilmez, Sınır bilmez, Üzülürsün

Aç gözlü ile dost olma

İkram bilmez, Kural bilmez, Doymak bilmez, Üzülürsün

Görgüsüzle dost olma

Yol bilmez, Yordam bilmez, Kural bilmez, Üzülürsün

Kibirliyle dost olma

Hal bilmez, Ahval bilmez, Gönül bilmez, Üzülürsün.

Ukalayla dost olma

Çok konuşur, Boş konuşur, Kem konuşur, Üzülürsün.

Namertle dost olma

Mertlik bilmez, Yürek bilmez, Dost bilmez, Üzülürsün.

- İlim bil, İrfan bil, Söz bil

- İkram bil, Kural bil, Doyum bil

- Usul bil, Adap bil, Sınır bil

- Yol bil;Yordam bil,

- Hal bil, Ahval bil, Gönül bil

- Çok konuşma, Boş konuşma, Kem konuşma

- Mert ol, Yürekli ol,

- Kimsenin umudunu kırma.

Sen seni bil, Ömrünce yeter sana.

ANLAMLI SÖZLER içinde yayınlandı | Tagged

TÜRKMENİSTAN VE TÜRKMEN TÜRKÇESİ

türkmenistan

Bugün tam bağımsız yedi Türk cumhuriyetinden biri olan Türkmeneli Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra 1990’da egemenliğine kavuşmuş; 1991’de bağımsızlığını duyurmuştur. Yeşil yüzey üzerinde ay, beş yıldız ve beş Türkmen halı biçimi bulunan Türkmeneli bayrağı, bugün Türkmeneli’nin yönetildiği anayasayla birlikte 1992’de benimsenir. Başkenti Aşgabat olan ülke, cumhuriyetle yönetilmektedir.

İç Asya’da, Türkeli olarak adlandırılan geniş coğrafyanın batısında yer almaktadır. Türkmeneli ‘nin batısında Hazar Denizi, doğusunda Özbekeli, kuzeyinde Kazakeli ve güneyinde İran ile Afganeli bulunur.

Türkmeneli ‘nin %77’sini Türkmenler, %9,2’sini Özbekler, %6,7’sini Ruslar, %2’sini Kazaklar ve geri kalan bölümünü Türk boyları oluşturmaktadır. Ulusun %90’ı Müslüman, %10’u ise Ortodoks Hıristiyan’dır. Para birimi, 1993’te Manat olmuştur.

Türkmeneli’da Ahal, Balkan, Daşoğuz, Levap ve Marı olmak üzere beş il bulunmaktadır. İller, halkın yaşam alanlarına göre oluşan beş büyük topluluğun imidir. Başkent, Ahal ilindeki Aşgabat’tır. Diğer önemli yerleri Marı (Merv), Türkmenbaşı, Daşoğuz (Daşhovuz), Türkmenabat, Atamırat (Kerki) ve Köneürgenç’tir.

Türkmeneli topraklarının dörtte üçü Karakum Çölü’yle kaplıdır. Bunun için yaşamaya elverişli bölüm yurt topraklarının küçük bir bölümünü oluşturmaktadır. Toprakların %3’ü tarıma elverişli olmasına karşın, ulusun %47’si tarımla geçimini sürdürmektedir. Bitki örtüsü yok denecek kadar azdır.

Ortak dil Türkmen Türkçesidir ve ülkede okuma yazma oranı %98’dir. Sekiz yükseköğretim kurumu ve binlerce bilim kişisi, ulusu için çalışmaktadır.

Türkmen Türkçesi, Türk dilleri içinde güney-batı Oğuz öbeğinde yer almaktadır. Türkmen ulusunun anadilidir. Türkmeneli ‘nin büyük çoğunluğunca konuşulmaktadır. Bu oran 1995’teki bilgilere göre toplam 3.402.000’dir.

Türkmen Türkçesi, 1990’dan itibaren Türkmeneli ‘nin devlet dilidir. Türkmen Türkçesinin yaklaşık 30 ağzı vardır.

Gelişmiş Türkmen yazın dili Akal ve Teke diyalektlerine dayanmaktadır. Türkmen yazın dili bugün, ülkede yaşamın değişik alanlarında konuşma ve yazı dilinde kullanılmaktadır. Türkmeneli ‘nin bütün eğitim kurumlarında öğretim, bu dille gerçekleştirilmektedir. Bu dil, betik, gazete ve dergilerin basımı, radyo ve televizyon, yazın, sinema, tiyatro ve aynı zamanda bilimsel yapıtların yazımında, yazışmalarda, iş sözleşmeleri alanlarında ortak dil olarak kullanılmaktadır.

Türkmen Türkçesi, ülkede yaşayan ana dilleri değişik ve kendi anadillerini konuşan çoğunluğun dillerinden etkilenmektedir. Bunun sonucu olarak da Türkmence-Rusça, Rusça-Türkmence, Özbekçe-Türkmence-Rusça, Kazakça- Türkmence-Rusça ve diğerlerinin karışımı ikili veya daha çok türde dil biçimleri ortaya çıkmaktadır. Türkmeneli’nde son yıllarda Türkmence-Türkçe, Türkçe-Türkmence, Rusça-Türkmence-İngilizce, Türkmence-Rusça-İngilizce ve diğerleri gibi geleneklere aykırı ikili ve daha fazla sayıda dillerin karışımı diller yaygın bir biçimde görülmektedir.

Türkmen Türkçesi, yüzyıllar boyunca Arap abecesine göre düzenlenmiş bir abece ile yazıldı. 1928 yılında Latin abecesine göre düzenlenmiş yeni bir abece benimsendi. 1940’ta Türkmen Türkçesinde Kril abecesine göre düzenlenmiş yeni bir abecesi kullanılmaya başlandı. Rus abecesine Türkmen Türkçesinin beş özel sesinin eklenmesiyle oluşan bu abece 38 harften meydana gelmektedir.

Türkçenin Diriliş Hareketi
http://www.suatozer.com
http://www.yalcinmihci.com

TÜRKÇEMİZ - DİL içinde yayınlandı | Tagged

Bilişsel çelişki ne demektir ?

İnsanlar temel inançlarıyla çelişen durumla karşılaşırlarsa, aşırı rahatsızlık ve zihinsel stres yaşarlar. Buna “bilişsel çelişki” denir

Olayları inanç ve değerlerimize göre algılar ve yorumlarız. İnsan temel inançlarıyla çelişen bir durumla karşılaştığında gerginlik yaşar. Bu inancın bedeli ne kadar ağır ise, kişinin inançlarını değiştirerek bu çelişkiyi çözmesi o kadar zorlaşır.
Dolayısıyla kişi, ortaya çıkan durum veya olguyu reddetme ya da yalanlama yoluna gider.

FELSEFE içinde yayınlandı | Tagged

SONER YALÇIN – Ulusalcılık hakkında…

Ulusalcılık sanayileşme sonucu burjuvazinin/kapitalizmin tarih sahnesinde yer almasıyla ortaya çıktı.
Bu bir devrimdi…
Ticaretin, feodal mülkiyet karşısındaki zaferiydi.
Aydınlanmanın-modernleşmenin, dogmatizme karşı zaferiydi.
Millet’in, bölgecilik karşısındaki zaferiydi.
Birey’in, ümmet karşısındaki zaferiydi.
Rekabetin, lonca karşısındaki zaferiydi.
Ve… Bu ulusal devrimin amacı; ülke sınırları içindeki halklara bağımsızlıklarını vermek değil; eşitlik, özgürlük, kardeşlik temelinde tüm halkları; tek bir dil, tek bir bayrak, tek bir devlet, tek bir gümrük altında, tek bir pazar aracılığıyla toplamaktı.

POLİTİKA içinde yayınlandı | Tagged

Prof. Dr. Hilmi Demir – IŞİD KİMDİR

Prof. Dr. Hilmi Demir, “21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü”

IŞİD’in inancı
(ÖZET – SONER YALÇIN)
– 12. yüzyıldan sonra İslam dünyasında Şiilik siyasi bir devlet olarak temsil edildiğinden, Sünnilik genelde Şii olmayan toplulukları ifade eden bir kullanıma kavuşmuştur.
– Eş’arilik ve Matüridiliğin olmadığı bir Sünnilik, olsa olsa Selefiliktir.
– 19. yüzyılda Sünnilik içinde siyasi ve itikadi bir bölünme gerçekleşti. Vehhabi İsyanı şeklinde doğan bu kalkışma Sünniliği tasfiye ederek, İslam’ın hicri II. Asrında doğan Selef yöntemini benimsediğini ilan etti. Vehhabilik, İslam’ın ilk döneminde Hz. Ali ile Muaviye arasındaki kavgayı yeniden dirilterek Muaviye’nin Şam Emevi Devleti‘ni diriltmeyi kendine hedef yaptı.
– Vehhabiliğin Selefiliğe evrilmesiyle, 20. yüzyılın başlarından itibaren İslam dünyasında Sünnilik bir orta yol görüşü olmaktan çıktı ve mezhep sistematiği tamamen terk edildi. Buna karşılık İslamcı gruplar ve tasavvufi gruplar, Selefiliğin çevresinde alan kazandı. Dolayısıyla bugün İslam dünyasında ve Türkiye’de Müslümanların zihin dünyasında Sünniliğin ve mezheplerin oldukça dar bir etkisi vardır. İslami amel, pratik ve inanç alanlarını mezhepler değil bunun yerine modern İslamcı gruplar, cemaatler, tarikatlar ve büyük oranda da Selefi düşünce doldurmaktadır.
– Bugün İslam dünyasında bir mezhep savaşından ya da Sünnilik ile Şiilik arasında bir rekabetten bahsetmek büyük yalandır. Peki ama Türkiye’de neden bu yalan tekrar ediliyor? İslam dünyasında bahsettiğimiz anlamıyla mezheplerin işlevini sürdürmediği, onun yerine modern cemaat ve örgütlerin etkili olduğu görülmektedir. Ayrıca Sünniliğin de artık İtikadi ve Kelami mezhepleri içermediği, Hanefilikten oldukça uzaklaştığı ve ameli-fıkhi mezheplerin de Sünnilik içinde çok az bir işlevi olduğu anlaşılmaktadır. Bunun yerine İslam dünyasında iki anlatı hakim ideoloji olarak öne çıkmaktadır:
Şiilik ve Selefilik.
– Aslında Ortadoğu’da da bu iki paradigmanın hakimiyet savaşları yürütülmektedir. Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn, İngiltere ve ABD Selefilik bloğunda; Çin, Rusya ve İran Şiilik bloğunda yer almaktadır. Türkiye, bu iki blok arasında savrulmaktadır.
– Buna rağmen neden bir mezhepler savaşı ve Sünni çatışmadan söz edilmektedir?
Kanaatimce bu söylem Selefilik ile Şiilik arasındaki çatışmada, Selefiliğin olumsuz anlamını örtmek için kasıtlı ve bilinçli olarak piyasaya sürülmektedir. Kanaat teknisyenleri aracılığıyla uluslararası çatışmada var olan Selefi-Şii çatışmasının, Sünni-Şii çatışması olarak gösterilmesinin Batı ve İslam dünyasındaki kanaat teknisyenlerini sıralayabilirim:
* Batı dünyasındaki kanaat teknisyenleri açısından İslam medeniyetini toptan suçlu ilan etmek,
* Çatışmayı tüm İslam dünyasına yaymak,
* İslam dünyasındaki kanaat teknisyenleri açısından, Selefiliğe ait olumsuz algıyı Sünnilik gibi olumlu bir tanımlama aracılığıyla bertaraf etmek,
* İslam dünyasındaki Selefi networke güç devşirmek,
* Vehhabi ve Selefiliğin Sünniliği temsil ettiği kanaatini oluşturmak.

IŞİD KİMDİR ve NEDEN sunni değildir

http://www.21yyte.org/tr/arastirma/teostrateji-arastirmalari-merkezi/2014/06/20/7660/isid-kimdir-ve-neden-sunni-degildir

http://www.21yyte.org/tr/arastirma/teostrateji-arastirmalari-merkezi/2014/06/30/7681/selefiler-kimdir-selefilik-nedir

http://www.21yyte.org/tr/arastirma/teostrateji-arastirmalari-merkezi/2014/07/17/7705/sunnilik-nedir-sunniler-kimdir

DİN içinde yayınlandı | Tagged

Şamar oğlanı deyiminin öyküsü

16. ve 17. yüzyıllarda toplumdaki kişiler arasındaki uçurum iyice açılmıştı. Öyle ki soylu kesim, kendisini halktan çok üstün görüyor ve onlarla herhangi bir yakın ilişki kurmaktan kaçınıyordu.
Dolayısıyla saray çalışanları ve çocuklarının halkın arasına karışıp, onlarla aynı dersliklerde eğitim almaları düşünülemezdi.
Doğal olarak en iyi hoca ve bilginler, saray ve konaklara bu çocukların ayağına getiriliyordu. Ancak o dönem eğitim sırasında dayak ve cezalandırma çok yaygındı ve tabi ki bu yöntemin soylu çocuklar üzerinde kullanılması mümkün değildi.
İşte buna çözüm olarak alt tabakadan olan bir çocuk, ders sırasında bu dayağı yemek için anık (hazır) bulunuyordu. Soylu çocuğunun işlediği her yanlışta şamar ve sopayı bu çocuk yiyordu.
Diğer bir ayrıntı da, derse katılan bu halk çocuğunun bir şeyler öğrenmemesi için sağır kimseler arasından seçilmesi ya da özellikle bu iş için sağır edilmesiydi.

TÜRKÇEMİZ - DİL içinde yayınlandı | Tagged