Şamar oğlanı deyiminin öyküsü

16. ve 17. yüzyıllarda toplumdaki kişiler arasındaki uçurum iyice açılmıştı. Öyle ki soylu kesim, kendisini halktan çok üstün görüyor ve onlarla herhangi bir yakın ilişki kurmaktan kaçınıyordu.
Dolayısıyla saray çalışanları ve çocuklarının halkın arasına karışıp, onlarla aynı dersliklerde eğitim almaları düşünülemezdi.
Doğal olarak en iyi hoca ve bilginler, saray ve konaklara bu çocukların ayağına getiriliyordu. Ancak o dönem eğitim sırasında dayak ve cezalandırma çok yaygındı ve tabi ki bu yöntemin soylu çocuklar üzerinde kullanılması mümkün değildi.
İşte buna çözüm olarak alt tabakadan olan bir çocuk, ders sırasında bu dayağı yemek için anık (hazır) bulunuyordu. Soylu çocuğunun işlediği her yanlışta şamar ve sopayı bu çocuk yiyordu.
Diğer bir ayrıntı da, derse katılan bu halk çocuğunun bir şeyler öğrenmemesi için sağır kimseler arasından seçilmesi ya da özellikle bu iş için sağır edilmesiydi.

TÜRKÇEMİZ - DİL içinde yayınlandı | Tagged

George Orwell – 1984 romanı hakkında…

George Orwell, tarih boyunca en çok ve belki de en yanlış yorumlanmış ünlü 1984 romanında, geleceğin karanlık Batı dünyasını temsil eden Okyanusya’nın sloganını “Savaş barıştır, özgürlük köleliktir, bilgisizlik kuvvettir” olarak ilan etti. Soğuk Savaş’a girilirken yayınlanan roman, o günden bu güne bir Sovyetler Birliği-Stalin eleştirisi olarak pazarlandı; oysa Orwell, mektuplarında, olayları bilerek İngiltere’de geçirdiğini, geleceğin İngilteresi’nin 1984’ün Okyanusyası’na dönüşmesinden korktuğunu yazıyordu. Orwell bir acılı haberciydi; yazdığı geleceği yaşamak istemedi ve intihar etti.

../…

Orwell’in Okyanusya’sında, Barış Bakanlığı savaşlarla uğraşıyor, Sevgi Bakanlığı bu en karanlık ve acımasız ülkenin düzende en ufak bir sapma gösteren vatandaşlarına işkence yapıyor ve Doğruluk Bakanlığı bellekleri silerek düzenin yalanlarını üretiyordu. Romanın kahramanı Winston, Doğruluk Bakanlığı’nda çalışıyor ve Okyanusya’nın yöneticileri bir gün önce söylediklerinin tam tersini söylemeye karar verdiğinde, arşivde bulunan Times gazetesinin önceki sayılarında yayınlananları değiştiriyordu. Winston’a her gün bildiriler geliyordu. “Winston, her bildirinin gereklerini yerine getirdikten sonra, düzeltmeleri Times’ın gerekli sayısına iliştirip basınçlı hava borusuna koyuyor, sonra da yerleşmiş bir alışkanlıkla, bildiriyi ve kendi tuttuğu notları alevler tarafından yutulmak üzere, bellek deliğine atıyordu… Times’ın herhangi bir sayısında, gerekli görülen tüm düzeltmeler toplanıp sıraya konduktan sonra, o sayı yeniden basılıyor ve asıl sayı yok edilip düzeltilmiş olan baskı, arşivlere yerleştiriliyordu.”

Deniz Hakan

Odatv.com

EDEBİYAT, KİTAP içinde yayınlandı | Tagged

Adam Smith – Milletlerin Serveti

“İşçi çalıştıranların (patronların) tüm plân ve projeleri emek üzerindeki emelleriyle ilgilidir. Tüm bu operasyonların sonucu kâra yöneliktir. Görüldüğü üzere, bu grubun çıkarının toplumsal çıkarla ilişkisi, diğer gruplarınkinden farklı ve terstir. Tüccarlar ve büyük üreticiler [..] tüm yaşamları boyunca plân ve projeler yapmakla uğraştıklarından, toplumun büyük kesiminden daha geniş algılama kapasitesine sahiptirler. Ancak, tüm zekâlarını toplumsal çıkar yerine, iş çıkarları üzerine yoğunlaştırdıklarından, ne kadar ahlâksal olmaya çalışsalar da, tüm fikir ve davranışları toplumsal çıkara değil, iş çıkarlarına yönelik olur.[ ...] Ne var ki, ticaret ya da üretim sektörünün herhangi bir alanında faaliyet gösteren iş adamlarının çıkarları toplumsal çıkardan farklı olduğu gibi, çoğu durumda toplumsal çıkara terstir. Bu çevrelerden (iş adamlarından) gelen herhangi bir yeni yasa veya düzenleme önerisi çok büyük bir dikkatle incelenmeli, kuşkulu ve derin incelemelerden sonra toplumsal yarar doğrultusunda olduğu hakkında kesin yargıya varılmadan kabul edilmemelidir. Zira, böylesi öneriler, çıkarı hiçbir zaman toplumsal çıkarla örtüşmeyen, toplumu kendi çıkarı yönünde baskılayan ve yalan söyleyen, daima da böyle davranmış olan bir kesimden gelmektedir.”

EKONOMİ, FELSEFE içinde yayınlandı | Tagged

Eski Türk toplumunda kadının rolü

Eski Türk toplumlannda aile en önemli sosyal birlik olduğundan ailenin temelini teşkil eden kadın Türk destanlannda Türk efsanelerinde öyle yüce bir mertebeye konulmuştur ki kadını böylesine yüce bir varlık haline getiren töreye kültüre hayran olmamanın imkanı yoktur. Kadın erkeğin biricik yoldaşı ve çocuklannın anası olmak gibi önemli bir vazifeyle görevlendirilmiştir. Daha da önemlisi Türk ırkının tek bereket kaynağıdır Kendisine verilen bir takırn haklardan dolayı hanların hakanların cengaverlerin önünde saygı ile eğildikleri bir şeref abidesidir.
Türk destanlannda kadın ilahî bir varlık konumuna gelmiştir. Öyle ki erişilip dokunulması koklanması kısaca beş duyu ile algılanmasının imkanı yoktur. Yaratılış Destanında Tanrı’ya insanları ve dünyayı yaratması için Fıkir ve ilham veren “Ak Ana” adında bir kadındır. Oğuz Kağan’ın ilk karısı karanlığı yararak gökten inen mavi bir ışıktan ikinci karısı ise kutsal bir ağaçtan doğmuş insan üstü varlıklardır. Yakutlarda “Ak Oğlan” ağacın içinden çıkan nurlu bir kadın tarafından emzirilmiştir. İlk Türk yazıtlarından olan Bilge Kağan Kitabesi’nde Kağan: “Sizler anam hatun. büyük annelerim ablalarım hala ve teyzelerim prenseslerim…” hitabıyla söze başlar.
En eski Türk inancına göre “han ile hatun” gök ile yerin evlatlarıdır. Kadın burada yedinci kat göktedir. Kadına böylesine bir kutsallık veren törede kadının dövülmesinin horlanmasının itilip kakılmasının imkanı yoktur. Zaten Türk kültüründe ve destanlannda böyle bir durum göze çarpmamaktadır. Türk destanlannda kadın erkeğin daima yanındadır. Onların güç ve ilham kaynağıdır.
Kırgızlann Manas Destanında kadın evin namusunun koruyucusudur. Kahramanlar ahlak dışı bir iş yapacakları zaman kadın onlara mani olmaktadır. Kazaklarda kadına verilen değer şu atasözüyle ne güzel anlatılmıştır. “Birinci zenginlik sağlık ikinci zenginlik kadındır.”
Tüm Türk destanlannda sarsılmaz bir saygı sevgi ve sadakat vardır. Gerdeğe girdiği gün murad alıp vermeden yalnız kalan kadın (gelin) kocası dönünceye kadar onu bekleyeceğine ve üzerine bir erkek sinek bile kondurmayacağına and içerdi.
İslamiyet öncesi Türk toplumunda kadınsız bir iş görülmezdi. Daha önce belirttiğimiz gibi kadın erkeğinin tamamlayıcısıdır. O sürekli erkeğinin yanındadır. Hanların buyrukları yalnız “Hakan buyuruyor ki ifadesiyle başlamamışsa geçerli kabul edilmezdi. Yabancı devlet elçilerinin kabülünde hatun da hakanla beraber olurdu. Törenlerde şölenlerde kadın hakanın soluna oturur siyasî ve idarî konulardaki görüşlerini beyan ederdi. Kadınların savaş meclislerine katıldığı dahi olurdu.
Türk kadını diğer toplumlarda olduğu gibi baskı altında tutulmuyor aşağılanmıyordu. Kadının yüceliği Altay dağlarının en yüksek tepesine “Kadınbaşı” ismi verilerek sanki çağlar sonrasına bir mesaj gibidir.
Tamamını oku: http://turkish.ruvr.ru/2014_06_27/Eski-Turk-toplumunda-kadin-rolu/

KÜLTÜR-GELENEK-GÖRENEK, TARİH içinde yayınlandı | Tagged

Fazıl Say “Hermiyas”

“Dostluk”
Fazıl Say
Sait Faik hikayesinin Kahramanı10 yaşındaki çocuk Trifon idi.
Trifon maket gemiler yapar. Yaptığı en güzel gemiyi tam yüzdürmeye başlar ki zalim çocuklar gemiyi batırır.
Nefis bir “yaratan ve yıkan” hikayesi.
Günümüze ve yaşamımıza ne kadar uyuyor değil mi?
Keza , Hermiyas da, bir çocuk, dillere destan güzellikte bir çocuk,bütün ege halkının üzerine titrediği, bir gün , oynarken, denizde kaybolur, ve sonra, aylarca bir Yunus’un sırtında görülür, efsane bu ya, bir sabah sahilde ölü olarak bulunurlar, Hermiyas ölmüş, dostu yunus ,onu yalnız bırakmamış, onu köyüne geri getirmiş ve onunla beraber ölmüştür. Bu som altından dostluğun altının uzun uzun çizilmesini Özen ile çok çalıştık.
Türkiye’nin bu dostluklara ihtiyacı var. Madem birbirimizden dostluk öğrenemiyoruz , bari bir yunus bize anlatsın dostluğun ne olduğunu

Fazıl Say “Hermiyas”, Dünyada ilk seslendirilişi 31 Temmuz ,Turgutreis D Marin Festivali
Cumhurbaskanligi Senfoni Orkestrasi
Naci Özgüç,sef
Metin ;Özen Yula
Selçuk Yöntem, anlatici
Fazil Say, piyano (yunus)
Serenad Bağcan, vokal (anne)
Çocuk Solist Hermiyas (Wiener Saengerknaben çocuk korosundan)
Süre; 35 dakika
İlk seslendiriliş günü; 31 Temmuz
TURGUTREİS D MARİN KLASİK MÜZİK FESTİVALİ

—-

Kendi tarihimde efsaneler ile…
(ve Sevgiyle büyüttüğüm Hermiyas’ıma davet)
Hermiyas efsanesi “yunus sırtındaki çocuk”u, ilk kez 14 yaşımdayken okumuştum, ve hemen bestelemek istemiştim, daha sonra bir de 21 yaşımda bestelemeye karar verdim. O günlerden kalma bazı temalar da var , şimdi, 44 yaşımda nihayet yazdığım bu müzikte.. Som altından bir dostluk hikayesidir Hermiyas.
3000 yıl önce Güllük’de geçer. Güzel bir müzik ve çok iyi bir yorum ile buluşmalıdır.
Benim o yıllarda (14 yaşımdayken) elimden düşürmediğim bir kitabım vardı;
Ali Püsküllüoğlu “Efsanelerimiz”
Çok tavsiye ederim.
Hermiyas efsanesi, Ahtamar efsanesi, Aspendos efsanesi, hayatım boyunca aklıma takılmıştır.Üç efsanenin biri nihayet bitti.
Sırada “Ahtamar” operası…

MÜZİK içinde yayınlandı | Tagged

Dilemma ne demektir…

Eski Yunanca dilemma sözcüğü bütün Batı dillerine girmiş. İngilizce, Fransızca, Almanca hepsinde var.

Arapçası kıyasımukassem.

Türkçe karşılığı olarak ikilem sözcüğü türetildi. Fakat bu sözcüğe zamanla dilemma ile ilgisi olmayan anlamlar yüklendi. Günlük dilde sık sık ikircik (tereddüt) karşılığı kullanılıyor. Yurttaşlarımız ikilem sözcüğünün ilk hecesindeki iki’den esinlenerek çeşitli yorumlarla Türkçemizi zenginleştiriyorlar! Sözcüğün dilemma anlamı ise sözlüklerde duruyor.

SÖZLÜKLERDEKİ DİLEMMA

Eğitim Terimleri Sözlüğü’nde (1974) şöyle açıklanmış:

“1. İki çözüm yolu ya da iki yönü bulunan ve aynı sonucun elde edildiği tasım. 2. İnsanı, istenmeyen seçeneklerden birini, çoğunlukla iki seçenekten birini, beğenmeye ve izlemeye zorlayan tartışma, sorun ya da usavurma durumu.”

Felsefe Terimleri Sözlüğü (1975 ):

“1. (Mantıkta) Karşıdakinin iki yandan kıstırılması: A olunca B ve C’nin de olması zorunludur, ama ne B ne de C vardır, öyleyse A yoktur. 2. (Genel olarak, “kıskaç”, “kıstırma” anlamında) Her iki durumda da doğru hareket edemeyeceğim iki olanak karşısında bulunup, bunlardan birini yapmaya, istemediğim halde beni zorlayan durum. 2. İstenmeyen ve eş uygunsuzluktaki iki sonuçtan birini seçmeyi gerektiren usavurma.”

Türk Dil Kurumu’nun yayımladığı Türkçe Sözlük, II. Murat’ın oğlu Mehmet’e (Fatih Sultan Mehmet) yazdığı mektubu ikilem örneği olarak gösteriyor: “Padişah sen isen ordunun başına geç, yok padişah ben isem, sana emrediyorum, ordunun başına geç.”

ÇATALKISKAÇ VE ÇATALÇIKMAZ

Dilemma karşılığı üretmek için, Türkçemizde iki sayısındansa, çatal kavramı daha elverişli gözüküyor. Çat kökü ile iki arasında anlam bağı var zaten. Kaşları çatmak, tüfeği çatmak, hep birkaç ayaklı işler. “İşler çatala vardı” dediğimiz zaman, iki olumsuz duruma gönderme yapıyoruz.

Dilemma’nın mantık ve usavurmada (Muhakeme, Argumentation) çatalkıskaç diyebileceğimiz bir anlamı var. İkinci bir anlamı ise, çatalçıkmaz. Önerimiz, Türkçemizde dilemma karşılığı yerine göre, çatalkıskaç veya çatalçıkmaz terimlerini kullanmak.

Doğu Perinçek

TÜRKÇEMİZ - DİL içinde yayınlandı | Tagged

ALZHEIMER HASTALIGINA KARSI COK BASIT BIR SAGLIK UYARISI

Prof. Dr.Mehmet Öz

*ÇOK BASİT BİR SAĞLIK UYARISI…*
*Mümkünse, her sabah veya akşam, günde bir kez olabilir, sert bir
zemin üzerinde çıplak sağ ve sol ayak üzerinde, GÖZLERİNİZ KESİN TAM KAPALI her iki kolunuz yanlara T şeklinde açık, yaklaşık 30 sn.’de 100’e kadar, tek ayak üzerinden “sesli” sayarak DENGE’de durma eğitimine vücudunuzu ve beyninizi mutlaka ACİL alıştırınız. *
*İlk bir hafta sayamamanız çok normal. İlk bir haftadan sonra,
100’e kadar sayarak bu eğitime vücudunuzu alıştırırsanız, ileride kesinlikle ALZHAIMER konusunda sorun yaşamazsınız. *

SAĞLIK içinde yayınlandı | Tagged