Onur Öymen – Tunceli (Dersim) sorunu

09.02.2016
·
Değerli Dostum Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Başkanı Dursun Atılgan 1 Şubat tarihinde TRT’de yayınlanan Dersimle ilgili bir programa dikkatimi çekti.
Metnini incelediğim programda Dersim Harekatından “Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en acımasız katliamı” ifadesine yer verilmekte. Atatürk’ün 1936 yılında Meclis açılış konuşmasında “Bu çıbanı temizleme işi her ne pahasına olursa olsun yapılmalıdır” dediği iddia edildikten sonra benim 10 Kasım 2009 tarihinde Meclis’te yaptığım konuşmaya değinilerek “Aradan geçen 70 yılda katliamcı bakış açısının değişmediği” ileri sürülmektedir.
Atatürk döneminde devlete karşı ayaklananlarla yapılan mücadeleyi katliam olarak nitelendirmek Atatürk’ün aziz hatırasına yapılmış insafsız ve ölçüsüz bir saygısızlık örneğidir.
Atatürk’ün 1936 yılındaki Meclis açılış konuşmasında Tunceli’den hiç söz edilmemektedir. 1937 yılı açılış konuşmasında ise aynen şu ifadelere yer verilmektedir: “Kıvançla görmekteyiz ki, Cumhuriyet rejimi, yurdumuzda huzur ve sükunun en iyi biçimde yerleşmesini sağlamış bulunuyor. Vatandaşlar ve bu yurtta oturanlar, Cumhuriyet kanunlarının eşit şartları altında kendileri için hazırlanan özgür refah ve mutluluk imkanlarından en iyi bir biçimde yararlanmaktadırlar.
Ulusumuzun layık olduğu yüksek uygarlık ve refah düzeyine ulaşmasının engellenmesinin düşünülmesine yer bırakılmadığını ve bırakılmayacağını huzurunuzda söylemekle mutluyum.(“Bravo sesleri, alkışlar)
Tunceli’nde yapılan uygulamaların sonuçları bu gerçeğin belirtileridir.
Modern hükümetçiliğin en belirgin özelliği, halkı gücüne olduğu kadar şefkatine de içtenlikle inandırabilmesidir. Büyük küçük bütün Cumhuriyet memurlarında bu düşünce biçiminin en geniş ölçüde gelişmesine önem vermek, çok yerinde olur.”
Atatürk’ün Meclis’te söylediği sözler bunlar. Yani TRT programındaki ifadelerle ilgisi yok.
Benim Meclis konuşmamda söylediğim sözlerle ilgili olarak ifade edilen “katliamcı bakış açısı tanımlaması” konuşmamın içeriğinin ve özünün çarpıtılarak sunulmasından başka bir şey değildir.
Konuşmamın Dersim’den de söz eden bölümü aynen şöyledir: “Değerli arkadaşlarım, “Analar ağlamasın” diyorlar. Maalesef, bu ülkenin anaları çok ağladı. Çok şehit verdik. Tarihimiz boyunca çok şehit verdik. Çanakkale Savaşı’nda 200 bin şehidimiz var. Hepsinin anası ağladı. Bir kişi çıkıp da “Analar ağlamasın. Biz bu savaştan vazgeçelim.” demedi. Kurtuluş Savaşı’nda analar ağlamadı mı? Kimse çıkıp da “Analar ağlamasın. Biz şu Yunanlılarla anlaşalım.” dedi mi? Şeyh Sait isyanında analar ağlamadı mı? Dersim isyanında analar ağlamadı mı? Kıbrıs’ta analar ağlamadı mı? Bir tek kişi Türkiye’de çıkıp da “Analar ağlamasın diye, bu mücadeleyi durduralım.” dedi mi? Dünyada diyen var mı? Amerika’da bir saat içinde 3 bin kişiyi öldürdü teröristler. Bir Amerikalı devlet adamı çıkıp da “Aman, analar ağlamasın. Şu teröristlerle bir uzlaşalım.” dedi mi?

Konuşmamın tamamının videosu aşağıdaki linktedir:

TRT programında benim o ifadelerimden sonra Türkiye birden bire buz kesti denilmektedir. Buz kesenler Türkiye değil, o konuşmamda eleştirdiğim ve daha sonra skandala dönüştüğü herkesçe kabul edilen Habur açılımının mimarları ve onların destekleyicileri olmuştur.
Meclis’in o toplantısının videosunu izleyenler kimlerin benim konuşmamı alkışladığını görmüşlerdir. Konuşmamadan sonra yanıma gelen bazı AKP milletvekilleri bile sözlerimin altına kendilerinin de imza atabileceklerini söylemişlerdir.
Türkiye’de bugün yaşananlar devlete karşı silah çekenlere hükümetin nasıl karşılık verdiğini göstermektedir. Sadece son birkaç ay içinde verdiğimiz şehit sayısı yüzlerle ölçülmektedir. Bu şehitlerimizin anaları da ağlamakta, ancak hükümet,
“analar ağlamasın” diyerek terörle mücadeleden vazgeçmemektedir.
Tarihi olayları bugünün siyasetine malzeme yapmak devletin televizyonuna yakışmamıştır.

YAKIN TARİH içinde yayınlandı | Tagged

Lowpoly Studio

poco_slider_img01

http://lowpolystudio.com/

Uncategorized içinde yayınlandı | Tagged

ORHAN BORAN ve YUKİ

1959 Nisan’ı İstanbul Radyosu dinleyicileri gönüllere tam 16 yıl taht kuracak bir kahramanla tanıştı: Yuki. 60’ların başında bir klasik haline geldi. Her çarşamba saat 18:30’da herkes onu beklerdi.
Orhan Boran, Yuki’nin hikayesini şöyle anlatır: “Nesli tükenen bir hayvan türünün tek canlı kalanı Yuki bir gemiye saklanmış, çeşitli serüvenlerden sonra gelip beni bulmuş ve evime yerleşmişti. Bol kahkaha atan, ara sıra şımarık şımarık ağlayan, şakanın sırası geldi mi lafını esirgemeyen ve mahallenin çocuklarına önderlik eden bir haşarı, her kusurunu affettirecek kadar sevimli bir yaramazdı.”
Orhan Boran ve Yuki giderek bir halk kahramanı haline gelmişti. Tabii ki Yuki’nin bu kadar sevilip, yıldızlaşacağını Boran bile bilmiyordu. Artık Yuki o dönem reklamlarının da yıldızıydı ve herkesin dilindeydi.
Bu hayali kahraman her çocuğun aklında hemen hemen aynıydı. Çünkü tarifi belliydi: “Orta ve Güney Afrika’nın ormanlarında yaşayan, nesli tükenmiş bir aileden, tavşan kulaklı, sincap kuyruklu, kazma dişli, kara gözlü zeki bir yaratıktı.”
Bu güldürü sayesinde çocuklar bir şekilde eğitiliyordu. Yuki, Orhan Boran’a sürekli şakalar yapar bazı zamanlar aşırıya kaçtığı için Boran tarafından bir tokat atılırdı. İnce ve tiz bir sesle ağlardı. Ara ara şarkılar söyler tokadın acısını unuturdu. Yuki’nin mahalle arkadaşları ise: Şişko Nuri, Tombik Can, Salça Stelyo, Hatçanım Teyze, Aferin Necdet’idi.
Boran, Yuki’yi bir şakadan ibaret gördüğünü şöyle anlatır: “Yuki dizisi, 1959 sonlarında bambaşka müzik ve sohbet programına renk katsın diye denediğimiz bir şakadan ibaretti. Bu şakanın böylesine çok tutacağını, harika bir buluş diye nitelendirileceği doğrusu aklımın ucundan bile geçmezdi! Şanslı bir şakaymış Yuki! Bu hayal ürünü yaratık, acayip sesiyle bir tip olup kişilik kazandı, ün sahibi oldu, kazancına beni de ortak etti…
Yuki benim için bir şaka olmak öte anlam taşımadı. Alt tarafı yazdığım bir skeçten ibaretti… Skeçte çeşitli kahramanların isimleri geçiyor, fakat sadece iki ses duyuluyordu: Yuki ve ben… İki sesin de bana ait olduğu sanırım baştan beri biliniyordu…”

HAYATIN İÇİNDEN, Uncategorized içinde yayınlandı | Tagged

Uğur Mumcu – Türk ve Kürt

CUMHURİYET (5 Aralık 1989)

Atatürk Kürt sorununa nasıl bakıyordu?

Birçok konuda olduğu gibi bu konudaki yasakçılık da gerçeklerin saptırılmasına yarıyor.

Atatürk, 1923 yılı 16/17 Ocak günü İzmit’te İstanbul’dan gelen gazetecilerle konuşurken Ahmet Emin (Yalman)’ın bir sorusu üzerine Kürt sorunu konusundaki görüşlerini şöyle açıklar.

Bugünkü dile çevirerek aktaralım:

– Kürt sorunu, bizim, yani Türklerin çıkarları için kesinlikle söz konusu olamaz. Çünkü, bizim ulusal sınırlarımız içinde Kürt unsurları öylesine yerleşmişlerdir ki pek sınırlı yerlerde yoğun olarak yaşarlar. Bu yoğunluklarını da kaybede ede ve Türklerin içine gire gire öyle bir sınır oluşmuştur ki Kürtlük adına bir sınır çizmek istesek, Türkiye’yi mahvetmek gerekir. Örneğin, Erzurum’a giden, Erzincan’a, Sivas’a giden, Harput’a kadar giden bir sınır aramak gerekir. Ve hatta Konya çöllerindeki Kürtleri de göz önünde tutmak gerekir.

Atatürk, bu gerçekçi gözlemi yaptıktan sonra şu çözümü de öngörüyor:

– Bu nedenle başlıbaşına bir Kürtlük düşünmekten çok anayasamız gereğince zaten bir çeşit yerel özerklik oluşacaktır. O halde hangi bölgenin halkı Kürt ise onlar kendi kendilerini özerk olarak yöneteceklerdir.

Atatürk’ün bu sözlerini 1921 Anayasası’nın getirdiği sisteme bakarak değerlendirmek gerekir.

1921 Anayasası’nın 21. maddesi, illerin “manevi kişiliğe ve özerkliğe” sahip olduklarını belirtiyordu. Bu “yerel özerklik” bugünkü bir çeşit belediye yönetimi gibiydi. İç ve dış siyaset, adliye ve askerlik ve ekonomik ilişkiler ile ilgili yetkiler tümüyle günlük işlerinin yönetimini kapsamaktaydı.

Atatürk’ün bu sözlerinde “Kürtler ayrı devlet kursunlar” gibi bir anlam çıkmıyordu.1921 Anayasası da böyle bir sistem öngörmemişti. Atatürk, Kürtler için “bir nevi mahalli muhtariyet”den söz ederken, ”üniter devlet” dışında bir çözüm de öngörmüş değildi.

Öngörülen; Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları il ve ilçelerde yerel yöneticilerini seçme haklarıydı.

Atatürk, daha sonra şöyle açıklamıştı:

-Bundan başka Türkiye’nin halkı söz konusu olurken onları da beraber ifade etmek gerekir. İfade olunmadıkları zaman bundan kendileri için sorun çıkarabilirler. Şimdi TBMM hem Kürtlerin hem Türklerin yetkili temsilcilerinden oluşmuştur. Ve bu iki unsur, bütün çıkarlarını ve yazgılarını birleştirmiştir. Yani onlar bilirler ki bu ortak bir şeydir. Ayrı bir sınır çizmek doğru olmaz.

Bugün Türkiye’de Kürt kökenli milletvekilleri var, Kürt kökenli bakanlar var, belediye başkanları var, genel müdürler var, generaller, öğretim üyeleri ve iş adamları var.

Kürtler ve Türkler,Türkiye içinde öylesine birbirlerine karışmışlardır ki Türkler ile Kürtler arasında bir sınır çizmek, o gün olduğu gibi bugün de olanaksızdır.

Bugün İstanbul, İzmir ve Ankara gibi büyük kentlerde yaşayan Kürt kökenli yuttaş sayısı, Diyarbakır, Malatya, Tunceli’de yaşayan Kürt kökenli yurttaşlarımızdan daha çoktur.

Bu açıdan Atatürk’ün 1923 yılındaki görüşleri bugün de geçerliliğini koruyor.

Öyleyse sorun nedir?

Sorun, Kürt sorunu konusunda izlenen emperyalist siyasetlerdir. Atatürk’ün 1923 yılındaki bu basın toplantısının üzerinden iki yıl geçmeden Doğu’da Şeyh Sait İsyanı patlak vermiştir.

O günler, genç Cumhuriyet için çok önemli günlerdi. Lozan Anlaşması, Musul petrolleri konusunu çözüme bağlamıştı. Sorun, İngiltere ve Türkiye arasında çözülecekti.

Bu isyan “padişahlık, hilafet, şeriat ve Abdülhamid oğullarından birinin saltanatını sağlamak” gibi din sömürüsü ile perdelenmişti. ( TBMM tutanakları, 1;64, 25.2.1341, C:2, S:309).

İsyanın sonunda Musul petrolleri Türkiye’nin elinden kaçtı. Şeyh Sait İsyanı’nın Türkiye’ye faturası Musul petrolleriydi!

Bugün Kürt sorunu, azınlık şovenizmi, ayrımcılık ve terör ile değil; demokrasinin yerleştirilmesi ve insan haklarının, Edirne’den Ardahan’a kadar, her yerde uygulanması ile çözülür.

ABD ve öteki Batılı ülkeler niçin birdenbire bu kadar Kürt yanlısı oldular? Bu soruya yanıt aramak zorundayız.

ABD için sorun, İran, Irak ve Türkiye’nin birer bölümünü kapsayacak bir Kürt devleti üzerinde şimdiden egemen olmak ve olası petrol yataklarını bu Kürt devleti aracılığı ile elinde tutmaktır.

Kürtler üzerinde “Amerikan mandacılığı” hazırlığına kimse “sosyalizm”, ”Markisistlik” ya da “devrimcilik” etiketi yapıştırmamalıdır.

ABD emperyalizmi,gerçekten “emperyalizm” ise Kürt sorunun bu kadar canlı tutulmasında da bu emperyalist siyasetin güttüğü amaç niçin göz ardı ediliyor?

YAKIN TARİH içinde yayınlandı | Tagged

“Ane gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz.”

Ane, Bağdat yolu üzerindeki bir uçurumun adıdır. Bildiğiniz gibi, yar sözcüğü de uçurum demektir. Bağdat ise o dönem bilimin en ileri olduğu kentlerden biri. Bu atasözü, bilgiye ulaşmak isteyenlerin bilginin bulunduğu Bağdat’a giderken geçmeleri gereken uçuruma gönderme yaparak bilgiye ve bilime ulaşmanın Ane uçurumundan geçmek kadar güç olduğuna vurgu yapmaktadır. Oysa biz Ane sözcüğünü ana diye yazdığımızda anlam tümüyle değişiyor.

Atalar Sözləri – Atasözleri – Nakyly içinde yayınlandı | Tagged

BİLİM – HİPOTEZ

Bir hipotez (varsayım, doğruluğuna/gerçek olduğuna inanılan olgu) sadece onu başka bir hipotez değiştirinceye dek geçerlidir.

Bilimde ulaşılan sonuç (gerçek) her an değişebilir. Değişmeyen tek olgu “bilimsel metodolojidir (yöntemler).

Pekâlâ, bilimsel metodolojiye sadık kalınarak insanlar aynı konuda farklı sonuçlara ulaşabilirler.

Bilimde değişmez doğru (nas/dogma) yoktur.

BİLİM içinde yayınlandı | Tagged

Övgün Ahmet Ercan – ZEYTİNYAĞINIZ KATKISIZ MI? YOKSA KARIŞIK MI? NASIL ANLARSINIZ? ZEYTİNYAĞININ YARARI NEDİR?

Övgün Ahmet Ercan, Otacı Yazar

Bir Ege’li olarak zeytin ağaçları arasında büyüdük. Zeytinyağı eğer katkısız ise bir tansık-mucize besin kaynağıdır. Kolestrol savucudur. Ben yemeklerin tümünde de zeytinyağı kullanırım. Zeytin, Sami dili(Arap-Musevi) kökenli bir sözcüktür. Türkçesi Sığacık’tır. Sığayağı/sığacıkyağı da zeytinyağı demektir.
Ne yazık ki, sığayağına; çiçek, kanola, pamuk, ötesi motor yağı gibi ucuz yağları katarak, sonra da üzerine sığacık kokusu basarak satanlar az değildir.
Peki! Sığa/sığacık yağının gerçek olup olmadığını nasıl anlarsınız?
1. Önce aktardan tuz ruhu satın alın.
2. Bir çay bardağının içine yarı beline dek yağınızı koyun.
3. Yağın üzerine bir yemek kaşığı dolusu sıvı tuz ruhunu dökün.
4. Çay kaşığı ile tuz ruhunu, yağa yedirmek için iyice çırpın.
5. Bir süre sonra karışım renk değiştirecektir.
6. Eğer karışımın rengi sarı oluyorsa, yağınız katışıksızdır.
7. Eğer renk çay rengine dönüyorsa, sakın o yağı yemeyin, katışıklıdır.
8. Katışıklı yağı nerden aldıysanız, suratına çarparak geri verin.
Sığacık/Zeytin Yağı Yararları Nelerdir?
Zeytinyağında da diğer birçok bitkisel yağlar da olduğu gibi büyük oranda gliserin çevresinde bağlanmış yağ ekşitleri-asitleri bulunur. Zeytinyağı yapısında yüzde 55 ile 83 oranında sıvıyağ ekşitleri-asitleri, yüzde 7 ile 20 arasında Palmatik ekşit-asit, yüzde 0 ile 5 arasında linoleik ekşit-asit, yüzde 0 ile 4 oranında Steraik ekşit ile yüzde 0,1 ile 0,7 oranında Palmitoleik ekşiti içerir.
Bunların yanı sıra yapısında 300 IE oranlarda A vitamini de bulundurur. Zeytinyağı, Omega-6 yağ ekşitinin, Omega-3 yağ ekşitine oranını da düzenler. Bu oranlardaki dengesizlik, sayrılıklar-hastalıklar ile yiyilce-kanser de içinde olmak üzere, yürek ile bağışıklık düzeni ile ilgili birçok sayrılığın ilerlemesine neden olur.

Düzenli kullanıldığında zeytinyağı, yürek çarpıntıları önler, şekeri düşürür, aşırı şişmanlığı engeller, göze-hücre yaşlanmasını yavaşlatır, öd kesesi taşlarını düşürür, ötesi bazı yiyilcelere-kanserlere karşı korunma sağlar.

Günde 2 çorba kaşığı zeytinyağı yemenin, damardan gelen yürek sektesini korkusunu azalttığı söylenir.

Zeytinyağı, yüreğimiz için altın değerindedir. Zeytinyağı, içerdiği selenyum özellikle yürek-damar sıkıntılarını giderir, damar sertliği ile yürek sektesi olasılığını azaltır. Zeytinyağı tüketiminin öncelikli etkisi; yürek-damar sıkıntılarının oluşumunu azaltması, ayrıca sıkıntı oluştuktan sonra yeniden oluşumunu engeller. Benim yüreğim 2011’den beri yamalı olduğundan sığacıkyağı-zeytinyağ tüketiyorum. Ev dışında yenidiğim yemekler beni bitiriyor. Çünki ucuz olsun diye aş evleri kötü yağ kullanıyor.

Zeytinyağını çok tüketenlerin yürek sektesi olasılığı, zeytinyağını az ya da hiç tüketmeyenlerle karşılaştırıldığında, yüzde 82 düşüktür. Zeytinyağında gözelerin bulunan paslanmasını gidericilik-anti-oksidanlık, yürek sektesinden, yürek çarpıntısından korur. Sürekli diri, erkin kalırsınız. Anadolu’da ona fişek gibi adam derler. Gençlik aşısı gibi bir durum.

Zeytinyağı arıtılırken (rafine) ya da ısıtılırken birçok iyi özelliğini yitirir. Onları satın almayın. Yarardan çok dokuncası vardır. Siz siz olun, paranıza kıyın sızma zeytinyağı alın. Yemeklerinize de piştikten sonra ekleyin. Yemeklerinizde soğanı, ya da sebzeleri önce kavurmayın. Tümünü bir arada birden pişirin. Yağı sonra ekleyin. Bunun için en iyi yol düdüklü tenceredir. Ben sürekli öyle yaparım.

Zeytinyağı, bedende kan yağı, kolesterol dengesini de sağlar. Zeytinyağı tüketimi, LDL- kötü kolestrol paslanmasına karşı koruyucudur. Zeytinyağı, damarlarda çökelen yağların neden olduğu LDL‘den kaynaklanan yürek sıkıntılarını azaltır.
Zeytinyağı Omega-3 yağ ekşitleri-asitleri bakımından çok varsıldır. Yalnızca çoklu doymamış yağ oranı yüzde 9, Omega-3 yağ ekşitleri-asitleri barındırır. Zeytinyağı tüketirseniz, hiç Norveç ya da Amerikan Omega-3 yutusunu-hapını 100-150 TL vererek almanıza gerek yoktur. Kaldı ki hamsi de bile Omega-3 içeriği, soyularak alacağınız yabancı Omega-3 yutularından daha çoktur. Bir düğücü-eczacıdan ya da pazardan alacağınız 1 küçük şişe yabancı yutu-hap için 100-150 TL vereceğinize, onun yerine 8 ile 10 litre zeytinyağı, 20 ile 30 kg hamsi alabilirsiniz. Kendinizi, ülkenizi soydurmayınız lütfen. Kaldı ki aldığınız Omega-3 yutularının içinde ne olduğunu biliyor musunuz?
Yok!
Yalnızca tek yanlı güven.
Satan biliyor mu?
Bilmiyor.
Siz Amerikan siyasetine ne ölçüde güvenirseniz yutusuna da o oranda güvenin. Siz onların yaptığı yutuyu, yutmayın.
Sizi salak sanmasınlar.
Düğücü arkadaşlarım bu yazıyı okuyunca bana kızmasınlar. Ne yapalım gerçek bu!
Zeytinyağı, yüzde 75 oranında oleik ekşit-asit gliseritleri taşır. A, E, K vitaminleri, ayrıca az oranda fitoserol bulunur. Zeytinyağı, ertende-sabahları aç karnına 1 ile 2 çorba kaşığı alındığında yumuşatıcı, ayrıca yatıştırıcı olarak etki yapar. Ona buna, ota boka kızmazsınız. Yüzünüz güler be kardeşim!
Özellikle bağırsak düzenleyici, öd-safra söktürücüdür. Öd kesesi tıkanıklığında ya da taş varlığında toplum arasında ertende-sabahları aç karnına 50 ile 100 gr (5 ile 10 kaşık), 7 gün süreyle alınır.
Bakın iyi geldiğini göreceksiniz.
Zeytinyağının rengi içinde bulunduğu nesnelere göre yeşilimsi, sarımtırak arası değişebilir. Yeşil rengi veren yapısında binde 10 (ppm)’ye dek yeşil renk verici-klorofil barındırmasından gelir. Sarı renkteki yağda bu rengi veren yapısındaki sarı renk veren-karotin’dir.
Toplumda zeytinyağının niteliği ile rengi arasında bir bağlantı kurulsa da gerçekte rengin yağın niteliği üzerine hiç bir etkisi yoktur. Bunun yanında süzülmemiş zeytinyağı bulanık görünür. Ah ben ona bayılırım işte.
Zeytinyağı mor ötesi ışık altında bakılırsa yapısında barındırdığı yeşilce renk-klorofilin ışınma-florensan özelliği nedeniyle kırmızı renkte görülür.
TSE’ye göre 4 çeşit zeytinyağı vardır: Sızma (kusursuz), doğal (az kusurlu), doğal birinci (az kusurlu), lampant (kusurlu).
Zeytinyağına nitelik katan; renk, koku, tat, yaşıdır. Siz sürekli yeni sıkılmışı alın. Her yıl yağınızı değiştirin. Durmuş yağ almayın.
Zeytinyağı ışık, sıcak, hava, süreden etkilenir. Alırken, ayrıca saklarken, kapalı, ışıksız yerde korunmalıdır. Serin bir yerde durmalıdır. Buzdolabına konulmaz. Dolabın içine koyun. Plastik içinde sakın saklamayın. İçindeki ekşitler plastikle alış verişe geçer, çok çekinceli olur. Cam ile koyu renkli olan şişeler içine konmalıdır. Şişe içi soluk almamalıdır. Zeytinyağı bekledikçe bozulur. 18 aydan sonra kalan zeytinyağlarını yemeyin, sabun yaptırın ya da yazın güneşte yağlanmada kullanın.
Sızma türü salatalar ile cacıkta, doğal tür ise kızartmalar ile yemeklerde kullanılır. Kızartmalarda birkaç kere aynı zeytinyağ kullanılabilir. Çünkü yanma ısısı yüksektir.
Bir gr zeytinyağının ısıl değeri-kalorisi 9, bir yemek kaşığı zeytinyağı 80 ile 100, bir tane yeşil zeytin 5, bir tane kara zeytin 10 ısıl değerindedir (kalorisindedir).
Biz Egeliler, ertirlikte-kahvaltıda, bir çukur tabak içine bir su bardağı zeytinyağı dökeriz. Üzerine kırmızı pul/toz biber, dağ kekiği, karacaot serperiz. Sonra da ekmeğe banarak, ağzımız sulana sulana yeriz. Ah o bandırmayı çok severiz. Yiyenlere söyleyin sakın ha parmaklarını yemesinler.
Zeytinyağı yiyenler, tıpkı zeytin ağacının ömrü gibi uzun sağlıklı yaşarlar, tıpkı Nazillililer gibi. Zeytin ağacı 300 ile 3 bin yıl yaşayabilir. Siz de yerseniz 1000 yıl değil ancak Türkiye ortalamasının üzerine çıkarsınız. Cildi parlak, saçları gür, yüzü güleç, kişiyi mutlu, olumlu görüşlü, anlayışlı yapar. Gözleriniz çakmak gibi parlak, belleğiniz açık olur. Kimse sizi sürü gibi kandıramaz.
İstanbul’da alacağınız en güveniliri Tariş ya da Vakıf zeytinyağıdır. Ya da Nazilli, Bozdoğan’dan getirtin. Orada doğal ürün satıcılar var. Örüşüm ağından araştırın lütfen.

Kafanız iyi çalışacağı için seçimde oyunuzu kime vereceğinizi de iyi bilirsiniz. O nedenle Cumhuriyet ile Atatürkçülerin kalesi Ege ile Türkiye kıyı kesimidir. İşte oralarda zeytinyağ ya da hamsi tüketilir.

Yarasın
2 Ocak 2016

DOĞA içinde yayınlandı | Tagged