TGB | Türkiye Gençlik Birliği – Uğur Mumcu

>TGB | Türkiye Gençlik Birliği – Uğur Mumcu : Kemalizm ve Sosyalizm aynı denizlere akan nehirler gibidir
Çarşamba, 26 Ocak 2011 03:15
Okuyacağınız söyleşi yaklaşık 26 senelik. İlk olarak 1985 yılında, Saçak Dergisi’nde,
“sosyalistler-arası diyalog” çerçevesinde yayımlanmış. Bizim sunduğumuz, bu söyleşinin geniş
bir özeti… Söyleşiyi gerçekleştiren Halil Berktay, o günden bu yana bir hayli “dönüşüm” geçirdi;
devşirildi. O, artık bir bağımsızlıkçı, bir bilimsel sosyalist değil; AKP’nin düzenini
meşrulaştırmakla görevli bir “neo-liberal”, bir Taraf yazarı. “Devrimci” günlerini anmıyor; o
zaman yazdığı değerli yapıtların basımını bile yapmıyor, yaptırtmıyor. Küçük Amerika düzeninin
“seçkin tarihçi”si…
Berktay’ın söyleşi yaptığı Uğur Mumcu ise devşirilemedi. Üzerine gittiği Kontrgerilla tarafından
katledildi. Bugün, Halil Berktay’ın dünkü yoldaşlarını Ergenekon zindanlarında tutan da aynı
Kontrgerilladır. Devşiremediğini katlederek veya hapislere atarak etkisiz kılabileceğini sanan
sistem ise ancak zavallılaşmıştır. Bugün Halil Berktay, düzenin göğsüne taktığı onca madalyaya
karşın halkın gönlüne girmiş bir aydın değil; ama Mumcu’nun sesi, bugün belki dünkünden de
çok daha gür çıkıyor. Aşağıdaki söyleşide okuyacağınız vurgular 2011’de de, Torba Yasa’ya
karşı çıkan işçinin, ağalıkla savaşan topraksız Kürt köylüsünün, Cumhuriyet yıkıcılarına
yerleşkeleri dar eden öğrencinin ve daha nicelerinin mücadele bayrağında yazmakta, devrimci
harekete ışık tutmaktadır.
Solun Sorunları
Halil Berktay: Sayın Uğur Mumcu; Türkiye’deki sosyalist solun bugün karşı karşıya bulunduğu
sorunlar üzerine bu söyleşiye, görece kişisel bir soru ile başlamak istiyorum. Siz, genel olarak
solun çeşitli kesimlerinin ya da çeşitli tür sol’ların meseleleri üzerine kafa yoruyor, yazıyor,
çiziyor, değerlendirmelerde bulunuyorsunuz. Bu çabanızda zihni öncülleriniz nelerdir? Nasıl bir
teorik perspektifiniz var? Bir ideoloji olarak sosyalizm karşısında tavrınızı, tercihinizi sorabilir
miyim?
Sosyalizmin evrensel ve ulusal kaynakları
1 / 10

TGB | Türkiye Gençlik Birliği – Uğur Mumcu : Kemalizm ve Sosyalizm aynı denizlere akan nehirler gibidir
Çarşamba, 26 Ocak 2011 03:15
Uğur Mumcu: Bir insan, dünyaya ve topluma sosyalist açıdan bakıyorum diyorsa, önce onun
düşünce kaynaklarını incelemek gerekir. Ben kendi kendime şöyle düşünürüm: Sosyalist eğilimli
bir insanım – sonra tanımlayacağım, nasıl bir sosyalist görüşte olduğumu. Sosyalizm İdeolojisi
evrensel bir ideoloji… Kültür gibi, onun da evrensel kaynakları var. Bu kaynakları incelemeye
çalıştım. Ütopik sosyalizmden yola çıkarsınız; Karl Marks, Engels, Lenin, Kautsky, Bernstein,
Rosa Luxemburg, Stalin, Sovyet devrimi, bunları incelersiniz. Avrupa sosyalizmini 1830-1848
çalkantısını okursunuz. Avrupa Komünizmini değerlendirirsiniz. Bunlar, evrensel sosyalist
kültürün genel kaynaklarıdır ama yalnızca bu yetmez; yaşanan güncel olayları da izlemeniz
gerekir, izlemeniz gerekir ki, dünyadaki sosyalist gelişmeleri ya da sosyalizm adına savunulan
politikaları yakından bilesiniz.
Asıl ağırlık verdiğim nokta ulusal gerçeklerdir. Ulusal gerçeklerden de kastım şudur: Hiçbir teori,
bir ülkede tümüyle uygulanamaz. Örneğin bugün çok yaygın bir deyim olan sosyal demokrasi,
gelişmiş sanayi toplumlarının ürünüdür. Gelişmiş sanayi toplumları da bugünkü gelişme
düzeylerine, emperyalist sömürü ve sömürgeci yönetimlerle gelmişlerdir. Onun için Türkiye’de
“ben sosyal demokratım” diyen bir insanın, herhalde bir Alman sosyal demokratından, bir
Fransız sosyal demokratından farklı yanları olması gerekir. O farklı yan anti-emperyalizmdir.
Alman sosyal demokratının buna gereksinmesi yoktur. Ya da, ne bileyim, Hollanda’da sosyal
demokrat, anti-emperyalizm problemini göz ardı edebilir, çünkü kendisi, diyelim Afrika’da
sömürgeci bir ülkeydi. Ya da İspanya’da da bu böyledir. Çok farklı yansımalar gösteri siyasal
düşünceler.
Onun için ben, öncelikle sosyalizmin bir “bağımsızlık sorunu” olduğunu düşünüyorum. Tabii ki
burada en büyük güçlük, Sovyetler’in burnumuzun dibinde olmasıdır. Sovyetler’e komşu bir ülke
olmamız ve Sovyetler’in paralelinde bir sosyalist akımın Türkiye’de şu veya bu ölçüde var
olmasıdır. Türkiye’deki kronik anti-komünizm, soldan söz eden herkesi Moskova doğrultusunda
saymak ister. «Zıtların birliği- kuralı burada da işler: Sovyetler de bunu ister: Yani, Sovyetler de
Türkiye’deki solun kendi paralelinde olmasını ve görülmesini ister. Burada bir birlik vardır.
Onun için ben Türkiye’nin hem yaşamsal sorunu hem kişilik sorunu olarak bağımsızlığı,
sosyalizmde de bağımsızlığı ön plana alıyorum. Bunun içindir ki Kurtuluş Savaşını, Kuvayı
Milliye ruhunu benimsiyorum. Türkiye solu, Kuvayı Milliye ruhundan yola çıkmalıdır. Dünyadaki
çağdaş gelişmeleri, dünyayı bugünkü uygarlık aşamasına getirmiş düşün kaynaklarını inceleriz,
bundan so¬nuçlar çıkarırız; ama Ulusal Kurtuluş savaşımızı da hareket noktası sayarız.
Özetlersek: Bir çağdaş sosyalist kültür, artı ulusal kültürümüz, Kurtuluş Savaşı’nın
anti-emperyalist ruhu.
2 / 10

TGB | Türkiye Gençlik Birliği – Uğur Mumcu : Kemalizm ve Sosyalizm aynı denizlere akan nehirler gibidir
Çarşamba, 26 Ocak 2011 03:15
Kemalizm ve Sosyalizm: örtüşmeleri, farklılıkları
Halil Berktay: Türkiye kültüründe dayanacağımız unsur ya da tarihî kazanımlarla ilgili, ayrı ayrı
yönlerde iki sorum olacak, şu söylediklerinizden sonra. Bir kere, anladığım kadarıyla siz, bu
geçirdiğimiz son beş yılda yaygınlık kazanan, Türkiye tarihindeki büyük devrimci atılımları,
örneğin Jön Türk Devrimini ve ittihat ve Terakki’yi, ya da Kurtuluş Savaşını küçümseme veya
Osmanlının devamı gibi görme tutumuna pek katılmıyorsunuz…
Uğur Mumcu: Katılmadığım gibi, çok karşıyım bu görüşlere; yanlış buluyorum.
Halil Berktay: Kendi payıma, sizin dediğiniz gibi evrensel bir düşünce olarak sosyalizmin bütün
teorik kaynakları ve pratik tecrübelerinden beslenen, ama kafaca ideolojik bağımsızlığı koruyan
ve kendini sadece Türkiye halkına, Türkiye isçi sınıfına sorumlu sayan bir Türkiye sosyalizminin,
tarihimizdeki bağımsızlık, demokrasi ve toplumsal ilerleme yönündeki bütün ilerici atılımları ile
bunların kazanımlarına sonuna kadar sahip çıkması gerektiğine, ben de katılıyorum. Ama öte
yandan, acaba en büyüğü Kemalist önderlik altındaki Türk Devrimi olmak üzere, tüm bu
atılımların ideolojik doğrultusu ve sınıfsal temeli ile, sosyalizmin sınıfsal temeli ve uzun vadeli
perspektifleri arasında, son tahlilde gene de bir ayrım yok mu? Bu meseleyi nasıl çözeceğiz?
Uğur Mumcu: Şimdi, önemli olan, ayrılıkların mı, benzerliklerin mi çok olduğu… Elbette
Kemalizm ile Sosyalizm aynı şeyler değil. Fakat aynı denizlere akan nehirler gibidir Kemalizm
ve Sosyalizm, bizim anladığımız bağımsız sosyalizm. Niçin? Elbette Kemalizmi kendi koşulları
içinde değerlendiriyoruz. Kurtuluş Savaşı işçi sınıfı öncülüğünde yapılmış bir savaş değil;
asker-sivil aydınlar öncülüğünde yapılmış ve halk tarafından desteklenmiş, örgütlenmiş bir
savaş. Öyleyse, Kemalist devrimlerden bir sosyalist devlet modeli çıkarmak mümkün değil.
“Kemalizm eşittir sosyalizm” diye tanımlamak da mümkün değil. Burada anlaşıyoruz. Fakat
Kemalizmin koyduğu anti-emperyalist ilkelerle bugün bağımsız Türk sosyalizminin savunduğu
görüşler arasında tam bir özdeşlik vardır. Atatürk’ün özlediği tam bağımsız Türkiye, ancak
bağımsızlığa inanmış sosyalistlerin eli ile kurulur. Bu bakımdan bu benzerliği çok önemli
sayıyorum.
Sosyal demokratlar, liberallerin işlevlerini üstleniyorlar
Halil Berktay: Bugün Türkiye’de sosyal demokrasi diye bir olay var ve aynı zamanda,
3 / 10

TGB | Türkiye Gençlik Birliği – Uğur Mumcu : Kemalizm ve Sosyalizm aynı denizlere akan nehirler gibidir
Çarşamba, 26 Ocak 2011 03:15
kendilerini “sosyal demokrasinin solundaki sol” olarak görenler tarafından, sosyalistlerin
bağımsız örgütlenmesi, bu amaçla da bir diyaloga, bir muhasebeye, kapsamlı bir
değerlendirmeye girişilmesi sorunları gündeme getiriliyor. Bunun için de şöyle bir varsayım olsa
gerek; Türkiye’de sosyal demokrasinin de yapamayacağı bazı şeyler vardır ki, onları ancak
sosyalistler yapabilir. Bağımsız sosyalist örgütlenme, uzun vadede ideolojik bakımdan bir varlık
nedenine sahiptir elbet; ama aynı zamanda, daha somut olarak, siyasi bakımdan haklı bir varlık
nedenine sahip olması, başkalarının yerine getiremeyeceği bazı misyonları üstlenmesi ile
mümkündür. Dolayısıyla, (…) sosyal demokrasiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Uğur Mumcu: Türkiye’deki siyasal tablo eksiktir. Önce, Türkiye’de bir tek liberal sağcı parti
yoktur. Dolayısıyla bizim kendilerini sosyal demokratız diye niteleyen arkadaşlarımız -ki ortada
iki tane parti var- batıdaki liberal partilerin işlevlerini yerine getireceklerdir. Ve göreceksiniz, bu
sosyal demokrat partiler seçim yaklaştıkça daha sağa, merkeze doğru kayacaklardır. Ben bu
sosyal demokrat partileri çağdaş ölçüler içinde tartıya vurursam, liberal partiler olarak
görüyorum. Yani bunları «çağdaş sağcı» olarak görüyorum. Çok saygıdeğer insanlar, toplumda
demokratikleşmeyi istiyorlar, özlüyorlar, bu uğurda çaba harcıyorlar, içlerinde sosyalist görüşleri
savunan insanlar da var; fakat son tahlilde bunların fonksiyonu Batı’daki liberal partilerin
fonksiyonlarıdır, yani demokrasinin sınırlarını genişletmektir…
Kapitalizmin yedek lastiği
Efendim, bunu iki açıdan değerlendirelim. Birincisi, hem SODEP’in kuruluş aşamasındaki, hem
de Halkçı Parti’nin kuruluş aşamasındaki öncü fikirleri biliyorum. Bunlar soldan çok sağa yakın
fikirlerdir. Fakat Türkiye’de liberal sağ olmadığı için bunlar sol gibi sunulmuştur. Yani efendim,
düşünce özgürlüğünü Batı’daki bütün liberal partiler ister; istenmemesi ayıptır. Bizde, örneğin
Doğru Yol Partisi’nin düşünce özgürlüğü istediğinden şüpheliyim. Onun için hiç DYP’ye önem
vermiyorum. DYP’nin tutumunu, bir siyasî lideri yeniden itibarlı hale getirmek için yaptıkları
manevralar olarak görüyorum ve “demokrasi savaşı” olarak görmüyorum. Bu çerçeve içinde, bu
SHP içinde görev alan insanların bir kısmının solculukla ilgileri yoktur. Yani nedir solculuk?
Kapitalist sömürüyü ortadan kaldırmak, kapitalist düzeni değiştirmektir. Böyle bir amaçları
yoktur.
İkincisi, bu tasarı hazırlanırken yeterince üzerinde durmamışlardır. Parti henüz nitelikli, ağırlıklı
bir parti değildir. Genel laçkalık egemen olmuştur. İkisi de iç içedir. Yani hem niyet, hem de
pratikte önem vermeme problemi vardır. Daha kimleri görevlendirecekleri belli değildir. Henüz
illeri, ilçeleri yeni kuruyorlar, o da etkendir.
4 / 10

TGB | Türkiye Gençlik Birliği – Uğur Mumcu : Kemalizm ve Sosyalizm aynı denizlere akan nehirler gibidir
Çarşamba, 26 Ocak 2011 03:15
Ama ben öyle sanıyorum ki, bu partinin kuruluşu kapitalist düzene, iş ve sermaye çevrelerine,
“biz sizin de alternatifiniziz” demektir. Bir sosyalist bunu söylemez. Çünkü kapitalizmin
bunalımlarını çözmek iki yöntemle mümkün… Kapitalizmin kendi kurallarıyla, onu sosyal
demokrat veya sağcı partiler çözer. Sosyalistlerin çözümü kapitalist yöntemlerden ayrıdır.
IMF’ye karşı ne tavır alıyorsunuz? Buna karşı önlemleriniz nelerdir? Türkiye’deki Amerikan
üslerine karşı ne önlem alıyorsunuz? Sosyal Demokrat Halkçı Parti’nin veya Demokratik Sol
Parti’nin böyle iddiaları yoktur. Yani bunlar bir çeşit yedek lastiktir; Batı’da olduğu gibi
kapitalizmin yedek lastiğidir. Diyelim ki Vehbi Koç, bakar ki bu ANAP iktidarı bunalımlar içine
giriyor, toplumda bir değişiklik gerekir; bu kez sosyal demokrat hareketi destekleyebilir. Nitekim
yakın geçmişimizde de böyle olmuştur. İşadamı işadamıdır nihayet; çıkarına bakar. Toplumda
değişim arzuları yükseldikçe sosyal demokrat iktidarı da destekleyebilir. Bilir ki kendisine bir
zarar gelmeyecek. Yani işçinin ürettiği artı-değeri, işadamlarından vergilendirme ya da yeni bir
yasal düzenleme ile alacak, işçilere geri döndürecek: böyle bir iddiası yok. Onun için, korkusu
da yok.
Solculuk, anti-kapitalizm mi?
Halil Berktay: Söylediklerinizin büyük çoğunluğuna katılmakla birlikte, biraz sorgulamak
istediğim bir nokta var. Sosyal demokrasinin sosyalist olmadığı, zaten tanım gereği Ama siz
demin adeta onu geniş anlamıyla solcu da saymayan bir ifade kullandınız ve solculuk
kapitalizme karşı çıkmaktır, kapitalist sömürüye karşı çıkmaktır dediniz. Oysa tarihsel bakımdan
ve genel anlamıyla, belli bir anda toplumsal ilerlemenin önüne geçen en büyük engele karşı
olan herkes, o andaki somut hesaplaşmada solcudur gibi geliyor bana. Şimdi bunu Kemalist
Devrime uygulayacak olursak, sizin de demin söylediğiniz gibi, kuşkusuz Mustafa Kemal
sosyalist değildi; ama o günün tarihsel problemleri ve ittifakları çerçevesinde, aynı derecede
kuşkusuz ki solcuydu. Bu bağlamda, sosyal demokrasinin de, sosyalist olmamakla beraber, son
tahlilde Türkiye’nin bağımsızlık, demokrasi ve çağdaşlaşma yönünde ilerlemesinden yana bir
güç olduğu söylenemez mi? Bu görevler yolunda ne kadar tutarlı davranacağı ayrı bir sorun
tabii.
Uğur Mumcu: Sol, geniş bir tanım. Elbette ki yenilik isteyen, toplumdaki egemen yargılara ve
egemen çevrelere karşı olan herkes solcudur. Orası muhakkak. Ben “sosyalist solu”
kastediyorum. Sosyalist soldur kapitalist üretim biçimine karşı çıkan, kapitalist sömürüye karşı
çıkan. Sosyal demokrasi elbette soldur. Hani Batı’da “liberal left” dedikleri, liberal soldur. O
bakımdan, ben Türkiye özelinde sosyal demokrat partilerin önemli ve saygıdeğer bir rolü
olduğuna inanıyorum. Demokrasiyi savunmak, demokrasiyi genişletmek… Ama “kapitalist
sömürüyü kaldırmak” diye bir iddiaları yok. Onların işlevi, kapitalizmi ıslah etmek, kapitalizmi
5 / 10

TGB | Türkiye Gençlik Birliği – Uğur Mumcu : Kemalizm ve Sosyalizm aynı denizlere akan nehirler gibidir
Çarşamba, 26 Ocak 2011 03:15
geliştirmek, kapitalizmin yarattığı sistem ile bütünleşmek, onun şurasını burasını değiştirmekle
sınırlıdır.
Tutarlı anti-emperyalizm, sosyalizmin hasleti
Bizde de böyle olmuştur, Batı’da da aşağı yukarı böyledir. Şimdi bir şeyin altını çiziyoruz;
diyoruz ki bir Türk sosyal demokratının bir Alman sosyal demokratından, bir İsveç sosyal
demokratından çok farklı yanları olmalıdır. Niye? Çünkü Batı’daki sosyal demokrasi, sanayi
toplumlarının ürünüdür. Türkiye bu aşamada değildir. Bu aşamada olmadığı için, Türk sosyal
demokratının anti-emperyalist görüşleri ön plana gelmelidir. Fakat şimdi gerek geçirdiğimiz
olağanüstü dönemin payı var, gerekse bu sosyal demokrat partileri kuranların doğasından gelen
bir gerçek var: Anti-emperyalizmi gündeme getirmiyorlar. O nedenle, sosyalist sol ile sosyal
demokrat solu ayırt eden özelliklerden biri, anti-emperyalist tavır oluyor. Örneğin Dünya Bankası
ile bir anlaşma imzalıyoruz 300 milyar dolarlık; buna karşılık, Resmî Gazete’de yayınlanıyor,
bütün Türkiye Cumhuriyeti’nin malvarlığına adam ipotek koyabiliyor. Bu yetkiyi gördüğün anda,
karşı koyarsın. Sosyal demokrat bunu düzenin gereği sayabilir ama sosyalist sayamaz. Başka
bir deyişle, bugün anti-emperyalizm gündemden çıkmıştır. Yoksa elbette bunları ben küçültmek
için söylemiyorum. Ben de, açıkça itiraf edeyim, 1980 öncesi Cumhuriyet Halk Partisine oy
verdim. Cumhuriyet Halk Partisinin amaçlarını paylaşmıyordum ama teröre karşı bir seçenek
olur, terörü önler diye ben Halk Partisine oy verdim. Başarılı olacağından da elbette kuşkular
taşıyordum. Ben sosyal demokrat hareketi küçümsemiyorum. Bir kitle hareketidir ve büyük
olasılıkla bugünkü ANAP iktidarına karşı iktidara gelecek olanlar da onlardır. Ama ben onların
sosyalist olmadığını vurgulamak istiyorum. Sosyalist olmadıkları için anti-emperyalist
mücadeleye ağırlık vermiyorlar; diyelim ki bir Savunma İşbirliği Anlaşmasını gündeme
getirmiyorlar. Çünkü bu düzenle o kadar büyük karşıtlıkları yok. Sosyal demokrasi, kapitalizmin
sol kanadıdır.
“Sol” terör ve solda muhasebe
Halil Berktay: Demin 1980 Öncesi siyasi tercihlerinizden söz ederken, o dönemin ekonomik
buhran ve terör koşullarına da atıfta bulundunuz. (…) 1979–80 yıllarında Türkiye’de sol, özellikle
sosyalizm, çok itibarsız bir duruma düştüyse, bunda, ekonomik buhran ve terör karşısında
başarısızlık ya da lekelenmelerin de bir payı olmadı mı?
Uğur Mumcu: 12 Eylül 1980 öncesi (…) solun bin bir fraksiyonu çeşitli tutumlar takındılar. Bir
kısmı, silahlı devrimi tek yol saydı. Bunlara o günlerde karşı çıktık. Sol adına cinayetler işlendi,
6 / 10

TGB | Türkiye Gençlik Birliği – Uğur Mumcu : Kemalizm ve Sosyalizm aynı denizlere akan nehirler gibidir
Çarşamba, 26 Ocak 2011 03:15
bankalar soyuldu, insanlar kaçırıldı. Diyelim ki bunların bir kısmı yükselen, yoğunlaşan sağ
teröre karşı bir meşru müdafaaydı; ama hepsi öyle miydi? Hayır. Şiddeti iktidar yolu gören sol
görüşler vardı. Sol adına bunları ileri sürüyorlardı. Ve sol adına işlenen cinayetler de kitleleri,
halkı soldan soğuttu. Kimin ne olduğu, kimin hangi görüşü savunduğu da o kargaşa içinde belli
olmuyordu. O yüzden, 1980 öncesinde sol haklı ya da haksız “itibar kaybına” uğramıştır.
Biz, 12 Eylül öncesi terörünü görmezlikten gelerek bir politika oluşturamayız. 12 Eylül öncesi
terörü, hepimizi tedirgin eden olaylarla geçti. Düşünün ki yazarlar, çizerler, milletvekilleri
ceplerinde silahla dolaşıyorlardı, ya da muhafızlarla. Eee, şimdi biz devlet terörü diyoruz,
yakınıyoruz; işkencelere karşı çıkıyoruz… Bu da bir terör çeşididir; bu da temel hak ve
özgürlükleri ortadan kaldırmaktadır. Yani anarşi ve terör, Türkiye’de temel hak ve özgürlükleri ve
anayasal düzeni ortadan kaldırmıştır. Devlet terörü de hak ve özgürlükleri ortadan kaldırıyor.
Bunun birini görüp öbürünü görmemek, aslında gerçekçi olmamak demektir.
Halil Berktay: Ayrıca, eğer diğerini görmezlikten gelirsek, sonuç olarak halka, devlet terörü ile
özerk terör arasında, başka seçenek bırakılmamış oluyor…
Uğur Mumcu: Şimdi Güneydoğu’da Apoculuk var. Apoculuk adına cinayetler işleniyor, hunhar
cinayetler işleniyor. Oradaki vatandaş o zaman devletin baskıcı yöntemlerle de olsa duruma
müdahale etmesini ister. Siz insanı güvencesiz bırakırsanız, devlete sığınır. Bu devlet totaliter
de olsa sığınır, demokratik de olsa sığınır. O bakımdan, terör kimden gelirse gelsin, soldan,
sağdan, devletten; hepsine karşı çıkmak gerekir.
Türk sosyalizminin üç koşulu
Halil Berktay: Bütün bu anlattıklarınız temelinde, Türkiye’de bugün sosyalistler arası bir
diyalog, muhasebe, karşılıklı eleştiri ve özeleştiri süreci yoluyla, sosyal demokrasinin solunda bir
birliğin koşulları oluşacak olsa, bunun hangi vazgeçilmez temele dayanmasını öngörürsünüz?
Uğur Mumcu: (…) Türkiye özeline gelirsem, geriye doğru Türk tarihine bakarak düşünüyorum;
1908’lerde yaşasaydım ve kolağası olsaydım, Hareket Ordusu’na katılırdım. 1919’larda
yaşasaydım Mustafa Kemal’in yanında Kuvvayı Milliyeci olarak yer alırdım. Ve tarihe böyle
sıcak duygularla bakarsak, İttihatçılar bugün yaşasalardı bizlerle beraber olurlardı, Kuvvayı
Milliyeciler yaşasalardı yine bizlerle beraber olurlardı diyorum. Böyle düşünüyorum. Yani İttihatçı
7 / 10

TGB | Türkiye Gençlik Birliği – Uğur Mumcu : Kemalizm ve Sosyalizm aynı denizlere akan nehirler gibidir
Çarşamba, 26 Ocak 2011 03:15
bugün yaşasaydı çağdaş, bağımsız, demokratik, sosyalist olurdu; Kuvvayı Milliyeci yaşasaydı,
çağdaş, bağımsız, demokratik, sosyalist olurdu. Ben tarihsel kökene böyle bakıyorum; yoksa
Kuvvayı Milliyeciler geldiği zaman, elbette boyunlarında fişekler, başlarında kalpaklarla
gelmeyecekler, çağdaş düşüncelerle gelecekler, İttihatçılar da Bab-ı Ali baskınlarıyla
gelmeyecekler. Neyle gelecekler? Bağımsız, çağdaş, demokratik toplum özlemleriyle
gelecekler.
(…) Bağımsızlık mücadelesine ağırlık verme ilkesi dışında, üç ilke daha düşünüyorum. Birincisi,
solculuk, azınlık ırkçılığına, yani Kürtçülüğe alet edilmemelidir. Türk solu kesinlikle ulusal
bağımsızlıktan ve ülke bütünlüğünden yana olmalıdır.
İki; sol, maceracı akımlara alet olmamalıdır. Yani “tek yol devrim” diyerek tek yolun şiddet
olduğunu benimseyen sol ile siyasal-ideolojik hiçbir görüş birliği olmadığını, her fırsatta ortaya
koymalıdır. Çünkü insanlığa aykırı her eylem sosyalizme de aykırıdır. Bunu acımasızca
eleştirmek gerekir. Terörün olduğu yerde sosyalizm yoktur.
Üçüncüsü: “İdeolojik bağımsızlık”. Bağımsızlık, sadece ülkenin bir başka ülke karşısında
saygınlığı, başının dik durması değil, aynı zamanda bir ideolojik bağımsızlığı gerektirir. Yani,
“sosyalizm 1917 yılında Sovyetler Birliği’nde başlamıştır; öyleyse sosyalizmin anayurdu
Sovyetlerdir; bizim sosyalizmimiz de ona benzeyecektir”, bu görüşe karşıyım. Bunun gibi, Çinci,
Sovyetçi sosyalist görüşlerin, pratikte gerçekçi olmadığı kanısındayım. Bunun için ideolojik
bağımsızlığı ana hedef sayıyorum.
İdeolojik bağımsızlığı da biz kendimiz işçilerimizle, emekçi halkımızla ve aydınlarımızla
oluşturacağız. Türk sosyalizminin sorunu şudur diyeceğiz. Leninizmin toprak reformuna ya da
toprak devrimine bakış açısı ayrıdır; benim toplumumda, Güneydoğu Anadolu’daki toprak
dağılımı ayrıdır, batıdaki toprak dağılımı ayrıdır. Bunun gibi her olayın kendine özgü nedenleri
vardır. İdeolojik bağımsızlık derken, bu somut koşullarla yoğrulmuş görüşleri amaçlıyorum;
Sovyetçi olmayan, Çinci olmayan görüşleri. Ne demek bu? Dünyadaki bütün çağdaş gelişmeleri
düşüneceğiz, tartışacağız; ama kendi ülkemizin somut koşullarına uygun teori geliştireceğiz. Bu
da sosyalist aydınlarımızın görevidir.
Türkiye toprağına basmak
8 / 10

TGB | Türkiye Gençlik Birliği – Uğur Mumcu : Kemalizm ve Sosyalizm aynı denizlere akan nehirler gibidir
Çarşamba, 26 Ocak 2011 03:15
Halil Berktay: Bu, ayağım Türkiye toprağına basmak, Türkiye gerçeklerine bakmak ve
Türkiye’nin teorisini yapmak ilkesi, galiba şundan da önemli: Bir Babrak Karmal olayına, Babrak
Karmal tarafından bakacak olursak; yani Sovyetler niçin oraya girdiler diye değil de Babrak
Karmal’ı hangi psikoloji yarattı diye bakacak olursak; ilginç bir sürüklenişle yüz yüze
geliyorsunuz. Kendinizi geri bir ülkede düşünün, Afganistan gibi. Aydınsınız, ülkeyi
modernleştirmek istiyorsunuz; ülkeyi modernleştirmek için de ülke gerçeklerine değil,
kafanızdaki şemalara ve hazır reçetelere bakıyorsunuz. Bu kafanızdaki hazır, mükemmel ve ileri
-aşırı ileri- şemalar ve reçetelerle, ülkeniz gerçekleri arasında büyük bir çelişme var. Halkı
beklediğiniz çabuklukla harekete geçiremiyorsunuz; zorluyorsunuz zorluyorsunuz, halk sizin
sesinize kulak vermiyor; o zaman kendi halkınıza karşı başkasının kılıcına başvuruyorsunuz!
Bundan şu sonuç çıkıyor: Bizimki gibi azgelişmiş ülkelerde, sosyalizmin önüne bağımsızlık ve
demokrasi noktalarında yoğunlaşan bir asgari program koyması, uzun süre buna yapışması ve
bunu ülke gerçeklerinden türetmesi “derhal ve dolaysızca sosyalizm” zorlamasına girmemesi,
Babrak Karmal olmamak için de önemli galiba.
Uğur Mumcu: Efendim, Babrak Karmal tabii ki bir işbirlikçi; bizim tarihimizden örnek verecek
olursak, Vahdettin’le bir farkı yoktur, veya 2. Dünya Savaşı’ndaki o ünlü Norveç başbakanı
Quîsling ile. Tabi psikolojik dürtüleri nedir Karmal’ın bilemem ama, herhalde Vahdettin’e de
sorsanız, kendine göre bazı nedenleri olabilir, İngilizlerle niye işbirliği yaptığını açıklayan.
Ülke gerçekleriyle yoğrulmuş bir insan, hazır reçetelere güler. İlerici bir ziraat mühendisinin,
toprakla haşır neşir olmuş bir ziraat mühendisinin, eğer sosyalist ideolojiden esinlenmişse, bir
çözümü vardır kafasında. Siz buna bir slogan getirin toprak reformuyla ilgili; güler, geçer.
Eee, şimdi siz devrim yaptınız, devrim yaptığınıza inanıyorsunuz, ama halka dayanmıyorsunuz.
Halkın örgütlü desteği yok arkanızda. Bir de komşu devlet var yukarıda; onların da birtakım
siyasal, stratejik hesapları var… Sizin ülkede, iktidarda kalma şansınız, biraz kuzey komşunuzla
iyi geçinmeye ve onu ülkeye davet etmeye bağlı olur. Babrak Karmal’ın psikolojisi bu herhalde.
Ama bu, ihanet vasfını ortadan kaldırır mı? Kaldırmaz.
Efendim, Afgan mücahitleri gericiymiş; o yüzden bu savaş, mücahitlerin savaşı, anti-emperyalist
olmazmış. Afgan mücahitlerini CIA destekliyormuş; bu yüzden ilerici olmazmış. Böyle savlar da
var… Size yakın tarihimizden bir örnek vereyim.
9 / 10

TGB | Türkiye Gençlik Birliği – Uğur Mumcu : Kemalizm ve Sosyalizm aynı denizlere akan nehirler gibidir
Çarşamba, 26 Ocak 2011 03:15
Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal en güç günlerde Sovyetler’den askeri yardım alır. Halil
Paşa önce gider, Enver Paşa’nın amcası Halil Paşa ve Trabzon’a yardımlarla döner. Daha
sonra Bekir Sami Bey gider. O zaman bir tek kuruşa muhtaç Türkiye; bir silaha, bir fişeğe
muhtaç o sıralar. Meclis içinde bir oylama yapılır ve İçişleri Bakanlığı’na Tokat mebusu Nazım
Bey getirilir. Son zamanlarda yayımlandı Milli Mücadelenin gizli tutanakları; orada Mustafa
Kemal diyor ki gizli celsede, “Nazım Bey’in casusluk kertesine varacak ilişkileri” söz konusuydu.
Sovyet elçiliğine gizli celselerimiz hakkında, burada yaptığımız gizli celseler hakkında, bilgi
vermekteydi. Sovyet Dışişleri Bakanı, (o zamanki adıyla Dışişleri Komiseri) Çiçerin, Ali Fuat
Paşa’ya, bizim gizli celsede konuştuklarımızı aktarıyordu. Onun için kendisinin İçişleri
Bakanlığına gelmesine razı olmadım. Bunun için, biliyorsunuz, Çerkez Ethem’i görevlendirir.
Çerkez Ethem bir pusula götürür veya gönderir Nazım Bey’e ve Nazım Bey istifa eder, çekilir
içişleri Bakanlığından.
Bu, neyi gösteriyor? Sovyetler’den askeri yardım, para yardımı aldığı sırada Mustafa Kemal,
yine bağımsızlığı esas sayıyor ve Sovyetler’e yakın olan bir adamı İçişleri Bakanlığı’na
getirmiyordu. Yani Mustafa Kemal de bu savaşa çıktığı zaman, meçhullerle doluydu gelecek. Ve
bir ülke vardı, yardım elini uzatmıştı. Ama o ülkenin adamı olmadı. Ne yaptı? Bağımsızlığı
savundu. Onun için Babrak Karmal psikolojisini, “ihanet psikolojisi” sayıyorum.
tgb.gen.tr
10 / 10

About Çetin Bayramoğlu

Şairim , insanım.
Bu yazı POLİTİKA içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s