HAARP ve Deprem Silahları Uydurmacası

 

HAARP ve Deprem Silahları Uydurmacası 

Haluk Dural

Ulusal Strateji Merkezi-USMER

İstanbul Başkanı 
 

Ülkemizde ne zaman bir deprem olsa, internet üzerinden Amerika’nın geliştirdiği HAARP isimli deprem silahları ve iklim silahları (?) hakkında yoğun bir bilgi kirliliği, daha doğrusu cehalet, yayılmaktadır. Matematiği öcü gibi sunan, insanları matematikten soğutan, insanın gözünün gördüğü dünyayı anlaması için elzem olan fizik biliminden uzak tutan bir eğitim ile yetiştirilen kuşaklar, özellikle 1980 Amerikancı darbesinden sonra ülkemize yerleşen serbest piyasacı, küreselci ideolojiyi benimsemiş iktidarların tam kontrol altına aldıkları medya marifetiyle, pozitif bilimlerden uzak tutulup, sorgulayıcı aklı ileri çıkarmayı öğrenememişken, yoğun bir Amerikan propagandasının hedefi olmuşlardır.  

Bu denli güçlü  bir psikolojik savaşın kurbanı olan 80 sonrası nesiller, bir deprem olduğu zaman, depremin nasıl oluştuğunu öğrenmek yerine, bol bol izledikleri Amerikan filmlerindeki bilim-kurgu senaryolardaki görsel efektlerin etkisi ile deprem gibi bir doğa olayını, Amerika’nın üstün (!!!) teknolojisi ile istediği zaman ve zeminde yapabildiğini sanmakta, özellikle internet üzerinden belli yabancı mihraklarca bir psikolojik savaş malzemesi olarak sunulan uydurma bilgileri, gerçek zannetmektedirler. 

Ancak bu tür psikolojik savaş malzemelerinin sadece Türk halkına karşı kullanıldığı  zannedilmemelidir. Çünkü aynı tür bilgiler, kendi halkını  uyuşturucu, müzik sanılan bir gürültü, din ve seks ile aptallaştıran Amerika tarafından kendi halkını korkutup, sindirmek maksadıyla da pompalanmaktadır. 

Bu propaganda insanları  ürküterek, Amerika’nın çok ileri düzeyde silah teknolojilerine sahip olduğu, karşı konulamaz bir gücü bulunduğu, bu nedenle insanların Amerika’ya biat etmeleri gerektiğine inandırmaya çalışmaktadır. Yazımızın konusu, Van depremi sonrasında internette tekrar dolaşmaya başlayan Haarp Deprem Silahı safsatası hakkında bazı gerçeklerin kamuoyuna aktarılmasıdır. 
 

HAARP Nedir? 

HAARP [1], İngilizce High Frequency Auroral Research Program diye anılan bir projenin baş harfleriyle tanımlanan (Yüksek Frekanslı Kutup Işığı Araştırma Programı) iyonosferik araştırma programıdır. Program, ABD Hava ve Deniz Kuvvetleri, Alaska Üniversitesi ve ABD Savunma Bakanlığının bir kurumu olan Gelişmiş Savunma Araştırma Projeleri Dairesi (Defense Advanced Research Projects Acency-DARPA) [2] tarafından ortaklaşa finanse edilmektedir. 

Sistem bir İngiliz kamu şirketi olan British Aerospace Electronic Advanced Technologies-BAEAT [3] tarafından 1993 yılında Alaska’nın Gakona kenti yakınlarındaki ABD Hava Kuvvetlerine ait bir sahada kurulmuştur. Programın amacı, iyonosferi analiz etmek ve radyo iletişimi ve radar gözetlemeleri için ileri iyonosferik teknolojileri geliştirme potansiyelini araştırmaktır. Haarp İstasyonunun en göze çarpan cihazı, yüksek frekans bandında (High Frequency-HF, frekans aralığı 3-30 MHz, saniyede 3 ilâ 30 Mega Hertz, milyon kere titreşen sinyal) çalışan bir yüksek güçlü radyo frekans vericisi olan İyonosferik Araştırma Cihazı [4] (Ionospheric Research Instrument-IRI)’dır. IRI, iyonosferin sınırlı bir alanını geçici olarak uyarır.  

İstasyonda bulunan diğer cihazlar; bir VHF (Very High Frequency, Çok Yüksek Frekans, aralığı 30-300 MHz) radarı, bir UHF (Ultra High Frequency, Çok Daha Yüksek Frekans, aralığı 300-3000 MHz) radar, bir akı manyetometre (fluxgate [5] magnetometer [6], yerin manyetik alanın şiddetini, yönünü ölçer), bir digisonda [7] (yüksek frekanslı iyonosferik radyo yayınlarında gerçek zamanlı veri sağlayan, iyonosfere yollanan ve geriye gelen sinyaller arasındaki zaman farkından iyonosfer tabakasının yüksekliğini ölçen cihaz) ve uyarılmış iyonosfer bölgesinde meydana gelen fiziksel olayları inceleyen bir endüksiyon manyetometresidir.  

Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir. Akı manyetometresi, Alaska Üniversitesi Jeofizik Enstitüsü tarafından kurulmuştur ve dünyanın manyetik alanındaki değişikliklerin kayıtlarını  tutar. Bu kayıtlardaki ani ve keskin değişmeler jeomanyetik fırtınaları  işaret eder. Digisonda cihazı, iyonosferik araştırma cihazı IRI’nin çalışacağı uygun frekansların seçimi için bilimadamlarına veri sağlar. 

Tokyo Üniversitesince sağlanan endüksiyon manyetometresi, 0-5 MHz arasındaki En Düşük Frekanslarda (Ultra Low Frequency-ULF) jeomanyetik alandaki değişikliklerin ölçülmesinde kullanılır. 

Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir. Haarp istasyonunun ana cihazı  IRI’dir. Bu yüksek güçlü ve yüksek frekanslı “Faz Dizili-Phased Array” radyo vericisinin 13 hektarlık (130.000 m2) dikdörtgen bir alana yerleştirilmiş 12×15 şeklinde sıralanmış 180 adet anteni vardır. IRI, iyonosferin küçük bir bölümünün geçici olarak enerjilendirilmesinde kullanılır. Bu bozulmuş olan hacmin araştırılmasıyla doğal iyonosferik süreçlerin anlaşılması için önemli bilgiler elde edilir.  

Haarp ile ilgili daha geniş bilgi, aşağıdaki [4] nolu dipnotta verilen kaynakta bulunabilir. Konunun daha iyi anlaşılması için iyonosfer hakkında bazı temel bilgileri de aktaralım. 

İyonosfer [8] 

İyonosfer, dünyanın atmosferiyle manyetik alanı (manyetosfer) arasındaki geçiş bölgesidir. İyonosfer, güneşin X ışınları ve morötesi (UV) ışınlarının atmosfere erişebildiği seyreklikte, ancak bu ışınların soğurulmasına yetecek kalınlıktadır. Stratosfere erişen morötesi ışınlar burada ozon tabakasını oluşturur. İyonosfer, 70 km’den başlayarak serbest elektron yoğunluğunun hızla artarak zirveye ulaştığı 300 km ve sonra azalarak tamamen kaybolduğu 1000 km yüksekliğe kadar olan katmandır. 

Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir. İyonosfer tabakasındaki seyreltik gaz atomları veya molekülleri, güneşten gelen X ve morötesi ışınların ve kısa dalga boylu güneş radyasyonunun etkisiyle elektronlarını kaybederler. Gaz atom veya moleküllerinden fotonlar tarafından kopartılan elektronlar yüksek bir hız kazanır ve gazın sıcaklığı birkaç bin Kelvin (ölçülen Celcius dereceli sıcaklık + 273) derecesine ulaşır. Serbest elektronların fazlalığı radyo yayınlarını çok etkiler. 

İyonosferin kendi içinde de bazı katmanları vardır. Bu katmanların sayısı ve kalınlıkları gece ve gündüz farklıdır. 

İyonosferin profili çok değişkendir, dakika içinde, günlük, mevsimsel ve yıldan yıla değişiklik gösterir. Bu değişiklik özellikle dünyanın manyetik kutuplarında çok karmaşık bir hal alır. 

Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir.

İyonosferi geleneksel yollarla ölçmek çok zordur. Gaz yoğunluğu çok düşük olduğundan balonla ulaşılamaz. Ayrıca gaz yoğunluğu, uydular için de fazladır. O nedenle, bu tür çalışmalar Norveç’in Tromso kenti yakınındaki EISCAT [9] iyonosferik ısıtıcı ve Haarp gibi sistemler tarafından yapılabilir. 

Bu iyonosferik araştırma sırasında verici sistem tarafından üretilen sinyal, anten dizisine aktarılır ve dikey yönde yayınlanır. Çalışma frekansına bağlı olarak, 70-350 km arasındaki bir yükseklikte sinyal, çapı onlarca km ve kalınlığı birkaç metre olan bir hacımda kısmen emilir. İyonosferdeki yüksek frekanslı (HF) sinyalin yoğunluğu 3 µW/cm² (santimetrekarede 3 mikroWatt)’den daha azdır. Bu değer, güneşin dünyaya ulaşan doğal elektromanyetik radyasyonundan onbinlerce kez ve iyonorferi oluşturan güneşin doğal morötesi (UV ültraviyole) enerjisininin yoğunluğundaki normal ve rastgele değişikliklerden yüzlerce defa daha azdır.  

Bu şekilde üretilen küçük etkiler, Haarp istasyonundaki hassas bilimsel cihazlarla gözlenebilir ve gözlemler plazmaların ( bir kısım elektronlarını kaybetmiş iyonlar ve serbest elektronlardan oluşan gazlar) dinamiği hakkında bilgi ve güneş ile dünya arasındaki etkileşme süreçlerinin anlaşılmasını sağlar. 

Haarp ile elde edilen bazı bilimsel bulgular 

IRI, sürekli dalga yayınladığı gibi, ayrıca 10 µs (mikro saniye) aralıklarla darbeli yayın da yapar. Sürekli yayınla değiştirilen iyonosfer bölgesinin bozunması darbeli yayınlarla incelenir.   

Haarp projesi ile iyonosfere yüksek frekanslı (HF) 2,8-10 MHz frekans aralığında 3,6 MW (mega watt, en fazla 2 adet rüzgar türbininin ürettiği elektrik enerjisi) sürekli veya darbeli sinyal gönderir. Bu vasıtayla bilimadamlarının, güneş rüzgarları yüzünden iyonosferde meydana gelen değişiklikler ve radyo yayınlarının iyonosfer tarafından etkilenmesine karşı bu etkileri azaltarak, sivil ve askeri alanlarda daha hassas yer konumlama sistemleri (GPS) su ve yer altı araştırmaları ki bunlar arasında denizaltı haberleşmesi ve toprak altındaki maden cevheri araştırmaları vardır, için daha güvenilir ve etkili haberleşme ve seyir sistemleri geliştirmelerini sağlar.  

Haarp tarafından yayınlanan radyo sinyallerinin uyardığı iyonosfer içindeki iyonlaşmış gazların emdikleri enerji nedeniyle titreşerek çok düşük frekanslı sinyaller yaymaları nedeniyle 0,1 Hz gibi çok düşük frekanslı radyo dalgaları üretmek mümkün olmuştur. Böyle düşük frekanslar için devasa antenler gerekir. Bu tür düşük frekanslı sinyaller toprağın 1000 km derinliğine kadar nüfuz edebilmekte ve yansımalar hassas duyargalarla algılanabildiği takdirde, yer altındaki maden yatakları hakkında bilgi edinilebilmektedir.  Bu yöntem halen daha az derine giren radyo dalgalarıyla jeofizik araştırmalarda kullanılan bir yöntemdir. 

Haarp uygulamaları  ile çok düşük frekanslı (VLF, fısıltı modu [10], 1-30 KHz, genelde 3-5 kilohertz) sinyaller üretilerek bunların manyetosfere girip, Van Allen radyasyon kuşağındaki [11] parçacıklarla etkileşerek, diğer yarım küreye yayılmaları sağlanmıştır. 

Haarp ile deprem ve iklim arasında kurulan hayali bağ 

Yukarıda verdiğimiz teknik açıklamalardan anlaşılacağı gibi, gerek Haarp ve gerekse EISCAT tesislerinden iyonosfere doğru gönderilen radyo sinyallerinin çalıştıkları frekanslarda taşıdıkları maksimum enerji 3 MW civarındadır. Bu enerji ile iyonosferin yerden yüzlerce kilometre yukarısındaki kısıtlı miktardaki bir seyreltik ve iyonlaşmış, plazma halindeki gazları ısıttığı gözlenmiştir (çıplak gözle görülemez, ölçülmüştür). İyonosferin diğer özelliği, kısa dalga radyo yayınlarını yansıtmasıdır.  

Bu iki özellikten yola çıkılarak üretilen komplo teorilerinin ana teması kısaca şöyledir:  

  1. İklim Değişikliği : “Haarp antenleriyle iyonosfere yollanan dalgalar, belli bir hedef bölgesine yansıtılarak, o bölge ısıtılıp iklime müdahale edilebilir.” Bu yaklaşım tamamen uydurmadır. Haarp tarafından yayılan radyo dalgaları, iyonosferdeki serbest elektronların yarattığı elektromanyetik alan tarafından soğurulur, buradaki seyreltik gazın ısınmasına yolaçar. Ancak bu etki yukarıda değinildiği gibi, doğal güneş radyasyonunun yaptığı etkinin yanında konu dahi edilemeyecek kadar küçüktür ve geriye, dünyadaki bir hedefe yönlendirilmesi mümkün değildir.
  2. Deprem yaratmak : “Haarp vasıtasıyla gönderilen ve iyonosferden yansıtılarak belli bir bölgeye odaklanan radyo sinyalleriyle o bölgede deprem yaratılmaktadır. Bu yaklaşım da tamamen uydurma ve bilim dışıdır. Çünkü bir depremde açığa çıkan enerjiyi saniyeler içinde üretmek ve iletmek mümkün olmadığı gibi, deprem dediğimiz büyük toprak kütlelerini elektromanyetik dalgalarla hareket ettirmek mümkün de değildir, çünkü toprak demir, nikel ve benzeri bazı metaller gibi manyetik alanlardan etkilenmez.

Deprem yaratmakla ilgili örnek hesaplama

Van depremi münasebetiyle internet ortamında dolaşan Haarp-Van depremi ilişkisi hakkındaki hurafelere, daha önce 1999 İzmit depremi sonrasında da yoğun şekilde rastlanmıştı. O zaman, ABD’nin geliştirdiği “inanılmaz üstün teknolojilere sahip tektonik silahlar” soytarılığı piyasaya sürülmüş, bu sözde silahlar o zaman Haarp’la değil Tesla transformatörü ile ilişkilendirilmişti. 1856-1943 tarihleri arasında yaşamış olan Sırp asıllı Amerikan vatandaşı makine ve elektrik mühendisi Nikola Tesla’nın, yüksek enerjileri kablosuz olarak uzun mesafelere nakletme çalışmaları tamamlanmamış olmakla beraber, gizemli yaşamı nedeniyle çalışmaları deprem makinaları için dayanak olarak kullanılmaktadır.  

Depremlerin Oluşumu: 

Konunun uzmanlarının  çok daha bilimsel ve ayrıntılı olarak açıklayabilecekleri bu konuda, edinmiş olduğumuz genel kültür çerçevesindeki bilgilerimize dayanarak, depremlerin; genel olarak ya bir yanardağ oluşumu veya patlaması ile bölgesel olarak yahut kara parçalarının magma üzerindeki hareketlerinden kaynaklandığını ifade edebiliriz. 

Bilindiği üzere, dünyamızın “Demir-Nikel” karışımı çekirdeği içinde nükleer tepkimeler halen devam etmekte olup, bu çekirdek milyonlarca derecelik sıcaklığına rağmen, üzerindeki binlerce kilometrelik magma ve katı kabuğun basıncı nedeniyle katı haldedir. Bu çekirdek, dünyamızın enerji kaynağıdır ve kendi etrafındaki dönmesi nedeniyle de dünyanın manyetik alanını meydana getirir. 

Çekirdeğin etrafındaki katmanlar aşırı sıcaklık nedeniyle sıvı halde olup, magma diye anılır. Magmanın üzerinde ise yüzlerce kilometrelik katılaşmış kabuk bulunur. Bu kabuk, okyanus tabanlarında kıtalara göre daha incedir.  

Kıtalar, magma üzerine hareket etmektedirler ve bu hareketleri yeryüzünün coğrafî  şeklinde değişikliklere yolaçmaktadır. Örneğin, Afrika kıtasının kuzeye doğru hareketi nedeniyle Toros dağları deniz dibinden yükselmiştir. Bu dağların pek çok yerinde geçmiş jeolojik devirlere ait deniz canlılarının fosilleri bulunmaktadır.  

Günümüzde Afrika kıtası (jeolojide plak deniyor) ve Arabistan plaklarının kuzeye hareketleri Anadolu’da karşılaştıkları direnç nedeniyle depremlere yolaçmaktadır. Ancak bu hareketler ve özellikle Arabistan plağının itmesi nedeniyle Anadolu’nun büyük kısmı Kuzey Anadolu Fay Hattı boyunca kırılmakta ve batıya doğru hareket etmektedir. 

1999 İzmit depremi sonrasında televizyonlarda görüş belirten bilim adamlarımızdan birisi, bu deprem sırasında meydana gelen olayı, kamuoyu tarafından kolay anlaşılması için, basit bir örnekle tanımlamaya çalışmıştır: 

Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir. Bir dosya kâğıdını masaya yatıralım. Ortasından Kuzey Anadolu Fay Hattını temsilen bir derin çizgi çizerek, kâğıdı hasarlayalım. Sağ elimizi kâğıdın kuzey Anadolu’yu temsil eden üst tarafına bastırarak hareketini engelleyelim. Sol elimizle, kâğıdın Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın güneyinde kalan Anadolu’nun büyük kısmını temsil eden alt tarafını ok yönünde (temsili Ege Denizine doğru) itmeye başlayalım.  

Sol elimizle uyguladığımız kuvvetin büyüklüğü, kâğıdın yırtılmaya karşı olan direncine erişinceye kadar herhangi bir şey olmaz. Deprem uzmanları bu duruma, deprem öncesi “enerji birikmesi” diyorlar. 

Tam bu sırada, eğer deneyi izleyen bir kişi, fay hattını temsil eden yıpratılmış  çizgiye bir bıçakla müdahale edip, biraz yırtarsa, sol elimizle uyguladığımız kuvvet kâğıdın direncini aşacağından, kağıt yırtılacaktır. Buradaki dış müdahaleye depremciler “tetikleme” diyorlar. Bu tetikleme genellikle başka küçük bir deprem olabilmektedir. 

TESLA Transformatörü 

Klasik transformatörler, birbirinden yalıtılmış silisli demir sacların özel şekillerde kesilerek üst üste preslenmesiyle elde edilen bir çekirdek üzerindeki iki adet, farklı kalınlık ve sarım sayısına sahip bobinden oluşur. Bu tür transformatörlerle alternatif akımlı bir kaynaktan alınan enerjiden (örneğin 220 volt, 50 Hz frekanslı şehir elektriği), kapı zili için 8 voltluk gerilim veya kaynak makinaları için yüksek amperli akım elde edilebilir.  

Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir. Bu tür transformatörlerde giren ve çıkan gerilimin frekansı  aynıdır.  

Tesla tarafından geliştirilen transformatörde demir çekirdek yoktur ve bu nedenle genellikle “Tesla Bobini” diye isimlendirilir. Şemada görüldüğü üzere, birincil bobin kalın çaplı telden az sarımlı, ikincil bobin ise ince çaplı telden çok sarımlıdır. Devrede bulunan uygun kapasiteli bir kondansatör ve kıvılcım başlıklarının mesafesinin ayarlanmasıyla birincil bobin üzerinde yüksek frekanslı bir osilasyon gelişir.  

Buna yakın durumdaki ikincil bobinde ise yüksek frekanslı yüksek endüksiyon gerilimi doğar. İkincil bobinde meydana gelen gerilim havanın yalıtkanlığını  aşacak kadar yüksek ise bobin ucundaki topuzdan havaya, şimşek benzeri elektrik boşalmaları olur. Tesla bobinleriyle, ana enerji kaynağından çok daha yüksek frekanslarda gerilim üretilir. Ancak ikinci bobinden boşalan enerji, birinci bobine besleyen enerjiden büyük olamaz. Çünkü Termodinamiğin evrensel 1. Yasası “Enerjinin Sakınımı” kanununa göre “enerji yoktan var edilemez ve var olan enerji yok edilemez, sadece bir şekilden diğerine dönüşür”. Bu durumda cihaz içinde hiç enerji kaybı olmadığını varsaysak bile, bir Tesla bobininden ancak bobinin birincil devresine verilen enerji kadar enerji alınabilir. 

DEPREM ENERJİSİ 

Enerji ve deprem ikilisinden bahsederken, İngilizceden tercüme; enerji birikimi, tetikleme, enerji boşalımı gibi bazı terimler kullanılmaktadır. Bu tür terimlerin, dinleyen vatandaşın kafasında nasıl bir kavram yarattığı düşünülmemektedir. Teknik eğitim almamış bir insan bu sözleri duyduğunda şöyle bir mekanizma hayal edebilir:  

“Depremden önce uzun bir süreyle yer altında bir yerlerde enerji birikmektedir (bir balon şişirildiğini düşünebiliriz). Sonra günün birinde birisi ve bir olay depremi tetikler (tetik deyince genellikle tabanca akla gelir). Böylece tabancadan çıkan kurşun, yeraltındaki enerji birikmiş balona çarpınca, bu enerji açığa çıkar.” 

Hâlbuki gerçeğin, bu tür bir anlamla yakın uzak ilgisi yoktur. Yukarıda verdiğimiz “kâğıt yırtılması” örneğini dikkate alırsak, kabaca Kuzey Anadolu Fay Hattının yırtılabilmesi (kırılabilmesi) için Arap plakasının Anadolu’yu batıya doğru itmesi sırasında uyguladığı kuvvet, fay hattının kırılmaya karşı direncine eşitlenene kadar artmaya devam edecektir (enerji birikmesi denen aşama). Eğer bir dış kuvvet, (dış müdahale) ile kırılma direncinin son kırıntıları aşılırsa (tetikleme), deprem olacaktır. Depreme maruz kalan toprak kütlesi hareket edip, kendisini iten kuvveti “işe” çevirerek, kuvvetin yarattığı enerjiyi sıfırlayacaktır (enerjinin boşalması). 

TEKTONİK SİLAHLAR 

Bilim-kurgu sitelerinde bahsi geçen tuhaf isimler verilmiş tektonik silah, jeneratör, alet ve benzer edevatın özünde “Tesla Bobini” ne dayandırıldığı anlaşılmaktadır. 

Bu tür bilgilerin büyük kısmı www.cyberspaceorbit.com ve benzeri sitelerin “tectonic-weapons” sayfalarında bulunabilir. Amerika kökenli bu tür sitelerdeki makalelere baktığınız zaman, bir kısım doğru (ama genelde abartılmış) bilgilerin yanında, genellikle bilim-kurgu türü bilgilerin olduğu görülmektedir. Sitelerin kimlerce kurulduğu, ciddiyetinin derecesi meşguktur. Ancak, yukarıda verilmiş olan sitenin ciddiyetine bir örnek olmak açısında, İzmit depremi hakkındaki bilgileri, Kandilli Rasathanesi, üniversiteler, pek çok bilim adamımız dururken, adını “Bilgin Turkyldri” diye yazdıkları İzmitli bir “satış elemanı”ndan aldıkları görülmektedir. 

İzmit depremi sonrasında, www.açikistihbarat.com  ve SESAR-Siyasi Ekonomik Sosyal Araştırmalar ve Strateji Geliştirme Merkezi sitelerinde, İzmit depremi sırasında Gölcük’e gelen İsrail-ABD gemi ve denizaltılarıyla getirilen deprem silahı MHD-MagnetoHydroDynamic isimli jeneratörün (ismin uydurma olduğu kolaylıkla anlaşılıyor. Hidrodinamik cisimlerin sıvılar içindeki, aerodinamik ise hava içindeki davranışlarını inceleyen fizik dallarıdır, bunun başına bir manyeto ekleyerek, birbiriyle ilintisiz bir zırva oluşturmuşlar) denemesinin yapıldığı şekline bilgiler yeralmıştır. 

Böyle bir uydurma cihazın denemesiyle İzmit depreminin tetiklendiğinin belirtildiği bu sitelerde verilen bilgileri irdelemek için öncelikle bu depremi tetiklemek için gereken enerji miktarı ne olduğunu sorgulamak gerekir. Böyle bir soruya çok basit varsayımlar ve temel fizik bilgileri kullanarak kabaca (mertebeyi anlamak için) cevap vermek mümkündür. 

1- Varsayım: 

İzmit depremi sırasında Kuzey Anadolu Fay Hattı güneyinde kalan, Erzincan-Adana hattının batısında, derinliği 30 km olan bir Anadolu parçasının batıya doğru, bir dakika sürede 1,2 metre hareket ettiğini kabul edelim.

                                                           Kuzey Anadolu Fay Hattı, 1100 km

Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir. Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir. Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir. Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir. Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir. Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir.  

Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir. Erzincan

Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir.

             Ege, 400 km

Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir. Adana

Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir.

                              Akdeniz, 700 km 
 

Bunun için önce, depremde hareket eden kara parçasını iten kuvveti, bu kuvvetin meydana getirdiği işi ve bu iş karşılığı gereken enerjiyi hesaplamak gerekir. 

Toprağın Hacmi:      
Taban Alanı,  S = (400 x 700) + (400 x 400)/2 S = 360.000 km2
Derinlik, h = 30 km2
Hacım, V = 10.800.000 km3
Toprağın Ağırlığı:      
Toprağın Ortalama Özgül Ağırlığı, ρ = 5,6 g/cm3
Bir metreküp Toprağın Ağırlığı P1 = 5,6 ton
Bir km3 =  1000x1000x1000 V1 = 1.000.000.000  m3
Bir km3 Toprağın Ağırlığı P1 = 5.600.000.000  ton
Toplam Kütlenin Ağırlığı, Pt = ρ x V Pt = 6,048×1016 ton
Hareket eden kütlenin ivmesi:      
Deprem Süresi, 1 dakika t = 60  sn.
Kütlenin Ege Denizi’ne Doğru Kayması (atım), s = 1,2 m
Kütlenin “düzgün-hızlanan” şekilde hareket ettiğini varsayalım. Bu durumda:
Kütlenin Hızı,     V = V0 + a x t      
Kütlenin aldığı Yol (atım),    s = V0 x t + a x t2 / 2 s = 1,2 m
Kütle hareketsiz olduğundan, başlangıç hızı sıfırdır V0 = 0,0  
Kütlenin aldığı Yol (atım),   s = a x t2 / 2 olup,      
Kütlenin İvmesi, a = (s x 2) / t2 a = 0,000666667 m/sn2
Hareket eden toprağın Kütlesi:      
Toprağın Ağırlığı, kütlesi ile yerçekimi ivmesinin çarpımına eşittir, Pt = m x g
Yerçekimi ivmesi, g = 9,8 m/sn2
Toprağın Kütlesi,  m = Pt / g m = 6,17143×1015 ton-kütle
Newton’un 2. Kanununa göre Toprak Kütlesini hareket ettirmek için gereken Kuvvet, toprağın kütlesiyle, hareketin ivmesinin çarpımına eşittir. Buna göre
F = m x a F = 4,11429×1012 kg-kuvvet
Bu kuvvetin kütleyi 1,2 metre hareket ettirmesi halinde yaptığı  iş
İş = Kuvvet x Yol, W = F x s W = 2,46857×1014 kgm
Bu Kuvvetin 1 saniyede ürettiği enerji, W / 60 E = 4,11429×1012 kgm/sn
Bu enerjiyi 0,101197 ile bölersek, E = 4,06562×1013 watt
  E = 40656202,4 MW
  E = 4066 x 104 MW
Diğer bir deyişle, söz konusu toprak kütlesini 60 saniyede 1,2 metre hareket ettirmek için gerekli enerji miktarı için, 4000 MW gücünde 10.000 adet nükleer enerji santralının kurulu gücüne ihtiyaç vardır.

Hareket için gereken enerjinin % 99,9’unun deprem mekanizmaları tarafından ve binde birinin (% 0,1) tetikleme için kullanıldığını varsayalım. Bu durumda depremi tetiklemek için dışarıdan verilmesi gereken enerji miktarı 10 adet 4000 MW santralın kurulu gücüne eşittir. 

Demek ki, İsrail-ABD ikilisi, 10 tane nükleer santralı 2 denizaltı, 3 gemiye yükleyip Gölcük’e gelmişler!!! Çünkü önce bu enerjiyi Tesla bobini esaslı tektonik (hayali) silah MHD jeneratörüne yüklemek gerekir ki, silahın çıktısı aynı miktar enerjiyi deprem tetiklemek için toprağın derinliklerine yollasın.  

Yukarıdaki çok basit ve kaba hesaplar, konunun uzmanları tarafından daha bilimsel esaslara oturtulabilir. Ancak, yapay deprem yapmak veya depremleri “tetiklemek”  için gerekli enerji miktarları insanın günlük yaşantısının içine sığmayacak kadar büyüktür. Ayrıca, bu kadar büyük miktardaki enerjiyi 60 saniye içinde üretecek ne teknoloji, ne de bu enerjiyi işleyebilecek malzeme, donamın ve iletecek çapta kablo vardır.  

Deprem silahı  MHD’nin bilime aykırı diğer önemli tarafı ise böyle hayali bir silahtan yayılacak elektromanyetik dalgaların toprak kütlesini nasıl hareket ettireceğidir. Zira toprak elektromanyetik dalgalardan etkilenmez.  

Çünkü ancak manyetik özellik gösteren başlıca demir, nikel ve az sayıda bazı metaller haricinde, diğer metaller ve “TOPRAK” manyetizmadan etkilenmezler ve HAREKET ETMEZ.  

SON SÖZ 

Özellikle Amerikan kaynaklı ve onlara hizmetkâr bazı yerli mihraklar, Haarp ve Tesla Bobini gibi bilimsel temelleri olan çalışmaları, insanların bilgisizlik ve hayallerini hedefleyerek psikolojik savaş propagandasıyla insanları  ürküterek, Amerika’nın çok ileri düzeyde silah teknolojilerine sahip olduğu, karşı konulamaz bir gücü bulunduğu, bu nedenle insanların Amerika’ya biat etmeleri gerektiğine inandırmaya çalışmaktadır.  

Bilimsel kaynağı verilmeyen, yazarları ve sahipleri belirsiz olan haber, rapor, vs. bilgilere fazla itibar etmenin doğru olmadığı kanaatindeyim. Bu tür bilgilere kuşkuyla yaklaşmak, sorgulamak, doğruluğunu araştırmak, irdelemek gerekir. Aksi takdirde, bu bilgi kirliliği doğrulara ulaşmayı engeller, bu uzun yazımdan da anlaşılacağı üzere, bizlerin çalışma ve düşünme, doğru konularla uğraşacağımız zamanlarımızı çalar, enerjimizi boşa harcatır. 

About Çetin Bayramoğlu

Şairim , insanım.
Bu yazı POLİTİKA içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.