EKREM KAHRAMAN – Postmodernizm – III

Adamın biri 50 katlı bir apartmanın üzerinden düşmüş hızla aşağıya doğru inerken her katın hizasını geçtiğinde kendi kendine söyleniyormuş: “Oh tanrıya şükür, her şey yolunda!”

Her gün biraz daha yere çakılmak üzere olduğumuzun farkında olanların sayısı oldukça çok ama yeterli mi? Türkiye elden gitmiş… Siyaset, bilim, felsefe, hukuk, kültür elden gitmiş… insan hakları, basın özgürlüğü, barış, kardeşlik, dostluk, sevgi, saygı, akıl, vicdan, felsefi ve dini ahlak kalmamış. Gidişata itiraz edenler Silivri’ye doldurulmuş, ölüme terk edilmiş, bütün dünya ve insanlık çökmüş de hâlâ “Her şey yolunda!” öyle mi?

Gerçeği görmek ve gerekli tarihsel sözü söylemek için illa da yere çakılmamız mı gerekiyor? Ne yazık ki sanırım öyle!

Bütün bunların ana kaynağı yeni dünya düzeni ve onun ideolojik çöplüğü postmodernizmi tartışıp durarak kafanızı şişirmemin nedeni bu tarihsel trajik acı aslında.

Avrupalı tarihsel tükenişin sonu: Amerikancı postmodernizm

Artık biliniyor ki postmodernizm kavramı tarihte ilk kez sezgisel olarak modernizmin sıkıntılarının baş gösterdiği 19. Yüzyıl sonlarında kullanıldı. Fakat teorik olarak asıl 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde Almanya’da Bauhaus Okulcuları tarafından dillendirilmeye başlandı. Zaten okulun ana eğitim mantığı da disiplinler arası geçirgenlik, teori ile pratik ve sanat ile hayatın birbirine yaklaştırılıp daha faydacı bir yol bulunması üzerine kuruluydu.

Yani bir bakıma bu ilk kavramlaştırma esas olarak masum bir niyete ve dönem aydınlarının modernizmin yıkıcı sonuçlarına karşı itirazları, çözüm önerileri üzerine kuruluydu.
Birinci Dünya Savaşı’nın yol açtığı yıkımlar, acılar ve ideolojik hayal kırıklıkları Avrupalı aydınlanmacı entelektüeller ile sol çevrelerde derin yarılmalar, çatlaklar oluşturmuştu. Öte yandan çoğu sol parti, çevre ve gruplar da Rusya’da gerçekleşen 1917 Ekim Devrimi karşısında kendilerince Avrupa’ya uygun yeni ve farklı bir Marksizm arayışına girmişlerdi. Günümüze de yansımaları ve postmodernist bir zemin oluşturması açısından bunların en tanınmışları da yine Almanya’da ortaya çıkan Frankfurt Okulu düşünürleriydi.

Faşizm göz göre göre gelip bir karabasan gibi Avrupa’nın tepesine çöktüğünde bu çevreler ülkelerinden kaçmak zorunda kalacaklardır. Fakat ilginçtir dıştan bakıldığında benzer ideolojik zeminde durdukları varsayılan Sosyalist Sovyetler Birliği’ne değil de Amerika’ya gideceklerdir.

İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde bütün bu Avrupa yabancılaşması içerisinde kaybolmuş isimler Sovyetler Birliği’nden gelen Troçkistlerle birlikte -bilerek bilmeyerek- ABD’nin yeni siyasi/kültürel projelerinde yer alacaklar ve uzunca bir süre soğuk savaşın mevzilerinden küskün kaldıkları Avrupa uygarlığına -sözde entelektüel- silahlar sıkacaklardır.

Yeni postmodernizm kavramı: Yerel modernlikler

Modernizmin tıkanıp bittiği ve postmodern bir dönemin başladığı iddiası esas olarak işte bu sürecin ve söz konusu soğuk savaşın enstrümanları bu kesimlerin üzerine kuruludur aslında. Bunun örgütleyicisi ve finansörü de Amerikan derin devletinden başkası değildir elbette. ABD ideoloji üretim merkezleri bu çevreleri de, sözde bilimsel(!) postmodern iddialarını da alıp yeniden tasarladı, yenidünya düzeni planının ideolojik/siyasi ekseni olarak yeniden kurguladı ve yüzlerce kitap olarak yeni bir düşünce akımı imiş gibi bütün dünyaya yayılmasını sağladı. İşin trajik yanı da Avrupa’dan aktararak yapmış olduğu bu yeni tasarımı da esas olarak yine bizzat Avrupa’ya karşı kullandı.

Yani bir bakıma postmodernizm doğrudan modernizmin oluşturucusu demokratik Avrupa uygarlığının ideolojik merkezlerine karşı Atlantik ötesinin bir karşı ideolojik saldırısıydı aslında. Bu bağlamda soğuk savaş denilen şey de öyle sanıldığı ve pompalandığı gibi sadece Rusya ile Amerika arasında değil aynı zamanda postmodernizm ile modernizm (Avrupa demokratik devrim düşüncesi) arasındaydı da…

Artık günümüzde Avrupa ve onun engelli çocuğu modernizm ABD karşısında çoktan tuş olmuş durumda. Yani dünyada da Türkiye’de de kavramı kullanılmıyor olmasa da içerik olarak da, biçim olarak da postmodernizm şu an iktidarda. Siyasi alanda biz onu “artık dünya değişti, soğuk savaş bitti ve yeni bir döneme geçildi”iddiaları olarak yaşıyoruz. İlk kullanıldığı sanat kültür alanındaki yeni adı ise artık “yerel modernlikler”. modernlikler dedikleri şey ise siyasi arenada ‘BOP’, ‘Arap baharı’ artık.

Peki, siz BOP’u ne olarak biliyordunuz? Bir ABD projesi mi? Ya postmodernizm kimin projesiydi ki? Yani Postmodernizm=BOP Büyük Ortadoğu Projesi= Amerikancı Arap Baharı kavramıdır aslında. Yani onca postmodernizm iddiası, makalesi, kitabı BOP için yazıldı aslında. Ne diyor ABD Dışişleri bakanı Hilary Clinton: Önümüzdeki süreçte islamcılarla siyasi işbirliği içerisinde olacağız.

Biz ne diyoruz? Modernizmin, postmodernizmin modası geçti.

Hayır geçmedi, aksine daha baştan tasarlanmış olduğu gibi çökerterek devam ediyor!

Fakat henüz karanlık sürüyor gibi sanılsa da gerçek şu ki: artık ortalık aydınlanıyor…

24 Kasım 2011 Aydınlık gazetesi

EKREM KAHRAMAN/ Bitmedi çökerterek devam ediyor!

About Çetin Bayramoğlu

Şairim , insanım.
Bu yazı FELSEFE içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.