MEHMET PERİNÇEK – Doğu Perinçek’in yeni kitabı: ‘Bilimsel Sosyalizm ve Bilim’ üzerine

Doğu Perinçek’in Bilimsel Sosyalizmin Türkiye’de ve dünyada toplumsal pratikle/bilimle tarihsel bağının kurulmasına bir katkıda bulunmak amacıyla tartışmaya sunduğu kitabı “Bilimsel Sosyalizm ve Bilim” geçtiğimiz ay çıktı.

Biz de bu haftaki yazımızda, bu amaca uygun olarak kitapta eksik ve yanlış bulduğumuz bazı noktalara, yerimiz ölçüsünde, dikkat çekmek istiyoruz. Ama ilk önce, ele alacağımız noktalarla doğrudan bağı olan kitabın ana fikirlerinden birini yazarın ifadelerine sadık kalarak özetleyelim:

Toplumsal pratik ve bilim

Bilimsel Sosyalizm, Ütopik Sosyalizmden farklı olarak, kaynağını her zaman tarihsel olan pratikte bulur ve kendisini pratikle kanıtlar. Tarihsel Materyalizm ise toplumların tarihsel gelişimlerini açıklamakta ve aynı zamanda insana, bu tarihsel sürece, sosyalizm ve sınıfsız toplum amacıyla müdahale kılavuzu vermektedir. Başka deyişle toplumun teori ve pratiğinin bütünlüğüdür. Bu bakımdan Marx ve Engels’in en önemli keşiflerinden biri felsefeyi, toplumsal pratikle birleştirmesidir.

Bütün bunlardan hareketle Bilimsel Sosyalizmin bilimin doruğu olmasının en önemli nedenlerinden biri tarihin en ileri sınıfı olan ve kendisiyle birlikte bütün toplumu kurtaracak olan işçi sınıfının mücadele pratiğinde gelişmesidir.

Bilimsel Sosyalizmin asıl büyük bilgi kaynağı, toplumsal pratiktir. 20. yüzyılda yaşandığı üzere milli demokratik devrimler, sosyalizmi kurma deneyimleri, toplam olarak uluslararası ve ulusal alandaki sınıf mücadelesi pratikleridir. Bu, Bilimsel Sosyalizmin, genel olarak burjuva bilimine üstünlüğüdür.

Bilimsel Sosyalizmin devrimle kurduğu bağ, toplum pratiğiyle, dolayısıyla bilimle kurduğu bağdır. Bilimsel Sosyalizm, devrim pratiğinin kılavuzudur ve devrimle doğrulanır.

Öncü parti teorisi

Ancak yazar, Bilimsel Sosyalizm-toplumsal pratik/bilim bağını kitabın ana eksenine oturturken bu bağı kuran temel aygıtı eksik bırakıyor. Yani sınıf mücadelesi pratiğinin teorileşmesi ve tekrardan pratik içerisinde sınanması kendiliğinden olmuyor. Ya da Bilimsel Sosyalizmin teorisyenleri bu sürecin içinde tek başlarına (bağımsız) yer almıyor.
Dolayısıyla toplumun teori ve pratiğinin bütünlüğünü sağlayan yani felsefeyi toplumsal pratikle birleştiren, Bilimsel Sosyalizmin devrimle, dolayısıyla bilimle bağını kuran bir aygıta ihtiyaç vardır.

Bu aygıt da 19. yüzyıldan başlayarak bütün uluslararası ve ulusal alandaki sınıf mücadelelerinin kanıtladığı üzere öncü partidir. Bu nedenle Marx ve Engels temel eserine “Komünist Manifesto” değil, “Komünist Partisi Manifestosu” adını vermiştir. Bu nedenle Lenin’in SSCB’sinde “komünist”, algısal değil, resmi olarak parti üyesine verilen addır.

Bu bakımdan parti olmadan, ne Bilimsel Sosyalizmden ne de toplumsal pratikten/bilimden bahsetmek mümkündür. Kendiliğindenci sınıf hareketlerinin de kitapta vurgulanan bağı kurması şimdiye kadarki pratiklerin gösterdiği üzere imkansızdır.

Kitabın yeni baskısında öncü parti teorisi Bilimsel Sosyalizm ve bilim ilişkisi çerçevesinde işlenmelidir. Günümüzdeki sivil toplumculuk tartışmaları açısından da önemlidir.

Eşitsiz gelişme yasası

Kitapta Bilimsel Sosyalizme Lenin’in katkıları arasında “Tek Ülkede Sosyalizmi Kurma Olanağı” ele alınırken, bu olanağın temel bilimsel dayanağı eşitsiz gelişme yasasını anmamak, temel bir eser açısından, eksikliktir.

Bilimsel Sosyalizmin önderleri, tek ülkede sosyalizm teorisini, kapitalizmin eşitsiz gelişim yasasına dayandırmışlardır. Eşitsiz gelişmeden kaynaklanan emperyalistler arasındaki çelişmeler sonucunda işçi sınıfı, dünya kapitalist cephesinde gedikler açabilecek ve tek tek ülkelerde sosyalizmi kurabilecektir. (Örn. Bkz. J. Stalin, Trotskizm mi, Leninizm mi?, Sol Yayınları, Mayıs 1976, s. 275)

Troçkizmin ‘Enternasyonalizmi’

Bu noktada Troçki’yle yaşanan ideolojik mücadeleye de genel hatlarıyla değinmek doğru olacaktır. Kitapta ifade edildiği üzere, Bilimsel Sosyalizmin gelişmesi, doğru fikirlerin yanlış fikirlerle mücadelesi içinde kavranmakta ve o tarihin seçenekleri arasında karşılaştırma yoluyla saptanmaktadır. O dönemde Troçki ve ekibi “enternasyonalizm” bayrağını elden düşürmemiş ve Bolşevik iktidarı, “olduğu yerde çürümek ve soysuzlaşmakla”, bir ülkede sosyalizmin zaferi teorisini “ulusal sınırlama” teorisi olmakla, “ulusal reformculukla” ve “milli dar görüşlülükle” suçlamıştır. (Bkz. J. Stalin, age, s. 55, 157 vd., 284, 288; J. Stalin, Leninizm’in İlkeleri, Sol Yayınları, Aralık 1969, s. 173 vd., 167)

Buna karşın Stalin, devrimin ulusal ve uluslararası görevlerinin asla bölünemeyeceğini ve bunların bir birlik oluşturduğunu savunmuştur. (J. V. Stalin, Eserler, c. 9, İnter Yayınları, Ağustos 1991, s. 32)

Bu tartışmaların kitap açısından önemi, Troçkizmin vatan zemininden kopuk “enternasyonalizmi”nin bir tek ülkenin halkına bile iktidar yolu sağlayamamış olmasıdır. Kitaptaki “Bilimsel Sosyalizm, devrim pratiğinin kılavuzudur ve devrimle doğrulanır” vurgusunu, o tarihin seçenekleri arasında karşılaştırma yoluyla desteklemek açısından açık bir örnektir.

Kendi gücüne dayanma

Bu tartışmada bugün açısından dikkat çekilmesi gereken diğer bir nokta da Troçki’nin “enternasyonalizmi”nde yatan kendi halkına güvensizlik ve kendi ülkesinde temeli olmayan yurt dışındaki bazı çevrelerin çıkarlarını savunmasıdır. Oysa Lenin’e göre devrim, güçlerini her şeyden önce Rusya’nın işçileri ve köylüleri arasından sağlamalıdır. (Bkz. George Thomson, Marx’tan Mao Zedung’a, Kaynak Yayınları, Haziran 1997, s. 75; J. Stalin, Trotskizm mi, Leninizm mi?, s. 47, 54, 57; J. Stalin, Leninizm İlkeleri, s. 173)

Aynı şekilde afyon bağımlısı bir ülkeden şu an dünyanın en büyük ekonomik güçlerinden biri olan Çin’in hangi güce dayanılarak yaratıldığı sorusuna yanıtı Troçkizmde bulamazsınız. Fakat Mao’da vardır:

“Siyasetimiz, kendi gücümüze dayanmalıdır ve bu da kendi çabamıza dayanarak yeniden doğmak anlamına gelir. Yalnız değiliz; dünyada emperyalizme karşı çıkan bütün ülkeler ve halklar bizim dostlarımızdır. Ama gene de yeniden doğuşu, kendi çabamıza dayanarak gerçekleştirmeye ağırlık veriyoruz. Kendi örgütlediğimiz güçlere dayanarak bütün Çinli ve yabancı gericileri yenebiliriz.” (Mao Zedung, Seçme Eserler, c. 4, Kaynak Yayınları, Şubat 1993, s. 28)

1980 öncesi TKP’nin pratiği de bunlarla birlikte değerlendirildiğinde Bilimsel Sosyalizmin toplumsal pratikle/bilimle bağı ancak ve ancak kendi ülkenin gücüne dayanılarak doğru bir şekilde kurulabilir. Kitapta vurgulanmalıdır.

SD eleştirisindeki hata

Türkiye’de Milli Demokratik Devrim tezini reddeden Sosyalist Devrimciler eleştirilirken 152. sayfada “Bilimsel Sosyalizmin gelişeceği pratik zeminin dışında oldukları gibi, teorik kaynakların da çok uzağındadırlar” ifadesi kullanılırken, hemen bir sonraki sayfada “Demokratik devrimlerin bilimi ile Bilimsel Sosyalizm arasına duvar çekmelerinin nedeni, pratikten değil, teoriden hareket etmeleridir” denmektedir.

Aslında iki ifade birbiriyle çelişmektedir. Hem teorik kaynaklardan uzak olup hem de teoriden hareket etmek olmaz. Sosyalist devrim tezini birinci ifade doğru tanımlamaktadır.

Çünkü bu mesele teoride de çoktan aşılmıştır. Bugünün dünyasının devrimci pratiğine kalmış bir tartışma değildir. Kapitalizmin emperyalist aşamaya ulaşmasıyla birlikte Lenin’in katkılarıyla mesele çözülmüştür. Kendilerine Leninist deyip Sosyalist Devrim tezini savunanlar ne pratikten ne de teoriden hareket etmektedir. Olsa olsa 19. yüzyılın teorisinde kalmışlardır denebilir.

Manifesto’da milli birlik

Kitapta Komünist Partisi Manifesto’sunda Marx ve Engels’in “Vatan ve milli mücadele” konusuna ilişkin tezlerinden biri yazar tarafından “Tek tek ülkelerin bağımsızlığı, proletaryanın uluslararası işbirliği için şarttır” şeklinde ifade edilmektedir (s. 119). Bu ifade “Tek tek ülkelerin milli birliği ve bağımsızlığı” şeklinde düzeltilmelidir.

Kitabın 117. sayfasında da dikkat çekildiği üzere Marx ve Engels, Manifesto basımlarına yazılan önsözlerde Polonya’nın, Almanya’nın, İtalya’nın, Macaristan’ın bağımsızlık ve vatanı birleştirme mücadelesini Avrupa devrimlerinin merkezine yerleştirmişlerdir.

Son olarak da 72. sayfada yapılan alıntının dipnotunun unutulduğunu belirtelim.

Aydınlık gazetesi – 20 Aralık 2011

About Çetin Bayramoğlu

Şairim , insanım.
Bu yazı POLİTİKA içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.