Dr.Muazzez İlmiye Çığ – Cumhuriyet devrimi ve Türk kadını

İslamiyet’ten önce erkeği ile eşit olan, erkekler gibi ata binen, ok atan Türk kadını ne yazık ki, İslamiyet’ten sonra yavaş yavaş ikinci plana düşürülmüş, ötrülere kapatılarak eve hapsedilmiştir. Erkekler birkaç kadın alabiliyor, kadını istemediği zaman kapı dışarı atabiliyordu. Hiçbir çalışma olanağı olmayan bu kadınlar ne yapacaktı?
Kadın, kapıya konulmamak için erkeğin her istediğini yapmaya, dayak yemeye razı oluyordu. Uzun yıllar boyunca Türk kadını, erkeğine her konuda boyun eğmeğe alışmış ve alıştırılmıştı. Tanzimat devrinin son yıllarında (1875-) Avrupa’ya giden Türk erkeklerinden bazıları kadınlara da bazı haklar verilmesi hususunda gazetelerde yazmaya, romancılar da bu sorunları dile getirmeye başlarlar. Sonraki yıllarda kadın yazarlar, önceleri takma erkek adıyla , sonraları kendi adlarıyla kadınların eğitim almasını, çalışmasını ön gören yazılar yazarlar.
Bu çabalarla kızların ancak üç sınıflık bir eğitim almaları kabul edilir. Ancak bu eğitim dinle ilgili olacaktır.

KADINLAR İLK KEZ KAMU İŞLERİNDE

İkinci Meşrutiyet’ten sonra patlayan Balkan ve Dünya savaşı sırasında yaralan askerlerin tedavisinde, kadınlarımız gönüllü olarak hastabakıcılık yapmaya başlarlar. Kadınların bir bölümünün peçelerini, çarşaflarını atması bu döneme rastlar. O zamana kadar kamu işlerinde Ermeni, Rum kadınları çalışırdı. Savaşlar dolayısıyla bu kadınlar ülkemizden ayrıldıklarında, yerlerine Türk kadınları alınır. Ama savaşlar biter bitmez, onları işten çıkarmaya başlarlar. Bu arada ilk okullar açılır, buralarda okuyan kızların başı örttürülmez
Mondoros ateşkes mütarekesi, arkasından Sevr antlaşması ile yurdumuz her taraftan düşmanlarla kuşatılmıştı. Ülke bu durumda iken Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarıyla birlikte, kadın erkek bütün millet ayağa kalkarak büyük bir vatanseverlikle çarpıştı ve düşmanlar ülkemizden atıldı, Padişah İngilizlerin gemileriyle kaçtı, Halifelik kaldırıldı, Cumhuriyet ilan edildi.

AİLE REİSİ ERKEK

Atatürk: “Savaşı kazandık. fakat bundan sonra milli, vatani görevimiz, en uygar, en mutlu ve huzurlu millet olarak varlığımızı yükseltmektir. Yüksek uygarlığa karşı, ortaçağ kurumları ve hurafeleriyle yaşamaya çalışan milletler, er geç yok olmaya veya başkalarının esirliği altında yaşamaya mahkumdurlar.” diyor. Böylece Atatürk, uygarlığa adım atmamızı, daha pek çok yapılacak işimiz olduğunu açıklıyordu.
Ona karşılık 1921 yılının başında, o günün Milli Eğitim Bakanı, varolan 700 medreseye 400 medrese daha ekletiyordu. Dine uymuyor, diye okullarda resim dersini kaldırıyordu. 1924 yılında medreseler kapatıldı.
O tarihlerde, kadınların doktora muayene olması büyük tartışmalara neden oluyordu. Meclis bir aile kanunu taslağı hazırladı. Taslağa göre:
”Aile reisi erkek. Çünkü akıl ve din yönünden noksan olan kadının karakterine bu uygunmuş. Kadın okula gidemez, akılları kıt olduğundan okudukları da bir işe yaramazmış. kadın çalışırsa, hem kendisinin, hem de etrafındakilerin ahlakı bozulurmuş. erkeklern çok eşli olması hem erkek, hem kadın için iyi imiş.”

ERKEKLERLE EŞİT ÜCRET

Eski gelenekleri tekrarlayan bir taslak. Kadınların savaşta yaptıkları özveriyi unutmuş erkekler. 1926 yılında İsviçre’den alınan yurttaşlık yasası kabul ediliyor. Bununla kadın erkek ayni haklara sahip olacak. Kadınlar, erkeklerle aynı okullarda okuyabilecek. Aynı işte çalışıp aynı ücreti alacaklardı. Tek eşlilik gelmişti. Erkekler istedikleri gibi kadını boşayamayacaktı, mahkeme yoluyla boşanılabilecekti. Kadınlar seçme hakkını kazanmışlardı. 1935 yılında 18 kadın milletvekili TBMM’ne girdi..
Kızlar okullara koştular. Erkeklerin büyük bir kısmı cephelerde ölmüştü. Anneler kızlarını okutmak için uğraştılar. Okula giden kızların başları açıktı.

KIZLARIN BAŞI AÇIKTI

1923-1924 yılları Çorumda okuduğum ilk okulda, yaşları büyük kızlar olmasına rağmen hepsinin başı açıktı. Kuran derslerinde başımızı örttürmediler. 1925- 26 yıllarında Bursa’da okuduğum okulda hem kız erkek beraber okuyor, hemde başımızı örtmüyorduk. İkinci Meşrutiyet döneminde kızların, kadınların başları açılmaya başlamıştı. Halkımız yenilere hemen uyum sağlıyordu… Hiç bir şey silah zoruyla, ceza zoruyla olmuyordu. Halkın kendisi kabul ediyordu. Ne kadınların öldürüldüğünü,ne bugünkü gibi töre cinayetlerin olduğunu duyuyorduk.

YURDUN HER YANINA DAĞILDIK

1931 yılında öğretmen okulunu bitip Eskişehire atandım. Okulu benimle bitiren arkadaşlarım, yurdun çeşitli bölgelerine atandılar. Aynı şekilde İzmir, Konya gibi şehirlerimizde olan öğretmen okullarını bitirenler de yurt içine dağıldılar. Bunların hemen hepsi bulundukları yerlerde öğretmen olarak saygı gördü ve korundu. Sonra da onlar, o yerlerden ayrılmak istemediler Bir arkadaşım İzmir’den ağlayarak gittiği Urfa’da, diğeri Diyarbakırda 30 yıl emekli oluncaya kadar başka yere tayinleri çıktığı halde ayrılmadılar.

DİN BEZİRGANLARI

İlk olarak 1950 yılları içinde din bezirganları ortaya çıkmaya başladı. Çünkü yeni kurulan Demokrat Parti, oy alabilmek için kapanan medrese artıklarına, yüz verdi. Ülkemizi en az yüz yıl ileri götürecek Köy Enstitülerini ve Halk Evleri’ni kapattırıp, yerine Kuran Kursları ve İmam Hatip okullarını açmaya başladılar. Buralarda Kuran Arapça okutuldu ve cumhuriyet devrimlerine karşı fikirler aşılandı. Bu işler bugüne kadar katlanarak geldi. Her siyasetçi onlardan rey almak için olanlara göz yumdu. Kızlar küçük yaşta bu kurslara götürülerek başları örttürüldü. Daha fazla okumak isteyen kızlara İmam Hatip kapıları açıldı. Halbuki bizim dinimizde bir rahibe sınıfı yok. Ama bu yol ile başları örtülen kızları devrime karşı yetiştireceklerdi. Daha sonra bunlar üniversiteye girmek istedi.

HOŞGÖRÜYÜ KULLANDILAR

Önce kimse “laik devletin kurumlarına din kıyafeti ile girilemez” demedi. Bunun için kanun olduğu halde. Aydın geçinenlerin kimi hoşgörü, kimi demokrasi diye onları savundu. Hele bunların arasında kadınlarımızın da olması beni deli etti. Hiç biri bunun sonunun neye varacağını düşünmedi, hala düşünemiyorlar. Şu son zamanlarda eşi görülmemiş kadın cinayetleri, töre cinayetleri bu göz yummaların sonucu.
Hükümet de devrim karşıtı olduğundan bu işler daha çoğalacak ve yavaş yavaş sokaktaki kadınlara sıra gelecek. Çünkü erkekler din baskısı altında kadınlara gözleriyle değil , bilmem nereleriyle bakıyorlar. Ulaşım araçlarında kadın erkek yerleri ayrılmaya başladı. Bu ayrım gittkçe sinemaları, tiyatroları saracak. Lokantalarda, parklarda kadın erkek yan yana oturamayacak. Böylece 100 yıl öncesine dönülecek.
Buna karşılık şimdi bu uygulamaları kabul etmeyen, çağdaşlıktan geri dönmeyi asla istemeyen insanlarımız da pek çok. Şimdi 100 yıl önceki tümü ile cahil eğitimsiz halk yok. Dünya çapında bilim insanlarımız, yazarlarımız, sanatçılarımız var. Onları destekleyen büyük bir halk tabakası var. Bu ileride bir iç savaşa götürür ülkeyi. Bir iç savaş büyük kan kaybı ile gavurlara yem olmayı da getirir. Bu da camilerin yıkılması, ezan seslerinin durması demektir.

DEVRİM KANUNLARI UYGULANSIN

Bu nasıl önlenebilir? Bugün kolay değil, ama bu millet kolay olmayan neleri başardı? Bunu da başarabilir. Yeter ki, el ele verebilelim. Bence camilerde dini ve çağdaşlığı çok güzel anlayıp anlatan İlahiyat profesörlerimiz var. Onları camilerde, televizyonlarda konuşturmalı. Prof.Yaşar Nuri bir zaman hakiki dinimizi televizyonlarda anlattığında, ona inanan ne kadar çok insanımız olmuştu. Onun gibi kadın-erkek, çok akıllı, gerçeği anlatacak hocalarımızın yolu açılsa, devrim kanunları tatbik edilse, kuran kursları kapatılsa, İmam Hatipler kuruldukları zamanki durumuna, yani yalnız gereği kadar din adamı yetiştirme durumuna getirilse bu iş kan dökülmeden, iç savaş olmadan çözülebilir, Yeter ki el ele verelim.
Yalnız şunu unutmamak gerek, tarihte geriye dönüş yoktur. Nasıl olursa olsun, başlanan devrim yeniden canlanacak, aydınlık karanlığı alt edecektir.

Dr.Muazzez İlmiye Çığ

ulusalkanal.com.tr

About Çetin Bayramoğlu

Şairim , insanım.
Bu yazı POLİTİKA içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.