Dr. Ali Bayramoğlu – “Şişeleri Kırmak”:Mevlana’dan “Usta ve Şaşı Çırak”

“325. İsa’nın devriyle, nöbet onundu. Mûsâ’nın canı oydu, onun canı Mûsâ.

Şaşı padişah, Tanrı yolunda o iki Tanrı demsâzını birbirinden ayırdı.
Usta, bir şaşıya “yürü, var, o şişeyi evden getir” dedi.
Şaşı, ”O iki şişeden hangisini getireyim? Açıkça söyle” dedi.
Usta dedi ki: “O iki şişe değildir. Yürü, şaşılığı bırak fazla görücü olma!”

330. Şaşı, “Usta, beni paylama. Şişe iki” dedi. Usta dedi ki: “O iki şişenin birini kır!”
Çırak birini kırınca ikiside gözden kayboldu. İnsan tarafgirlikten, hiddet ve şehvetten şaşı olur.
Şişe birdi onun gözüne iki göründü. Şişeyi kırınca ne o şişe kaldı, ne öbürü!
Hiddet ve şehvet insanı şaşı yapar; doğruluktan ayırır.
Garez gelince hüner örtülür. Gönülden, göze, yüzlerce perde iner.

335. Kadı kalben rüşvet almaya karar verince zalimi, ağlayıp inleyen mazlumdan nasıl ayırt edebilir?”

Mesnevi, I. Cilt

Günümüzde pek çok mesaja maruz kalan bizler de şaşılaşmıyor muyuz sizce ? En azından dibine kadar girdiğimiz televizyon, notebook, ipad, tablet, zeki telefonlarımız yüzünden gözlerimiz epeyce bozuk diyebiliriz. Geçenlerde evde otururken sevgilimle çok ilginç bir an yaşadık: Aynı salonda “gtalk” üzerinden “chat”leşiyorduk. İşte internetin gücü, internet ağından dünyanın bir ucuna uçup sonra tekrar salonumuza giren “ne yapıyorsun?” mesajı bir soğuk duş etkisi yaptı. Biribirimizden bu kadar uzaklaştığımızda şaşılaşmamak çok zor.

Başta ülkece şaşılaşmış hatta epeyce şaşırmış durumdayız. Artık iki Türkiye var: Biz ve onlar. “Biz”i biliyoruz, o hep

Burrhus Frederic Skinner (20 Mart 1904 – 18 Ağustos 1990)
sabit.Hepimiz “Biz”iz ama “onlar” kim? Adeta Lost’tan bir esinti gibi sürekli “Onlar” ile çarpışıyoruz. Farkında olmadığımız ise “Biz” tarafından esir alınmış olduğumuz, hem de gönüllü olarak. Skinner, “Toplum bebeğe, henüz kendisini savunmaktan acizken, çok erken saldırır” der. Daha bebekken “Biz” bizi elegeçirir. Ya “Bize” tamamen teslim oluruz ve hayatımızı “Biz”e göre düzenleriz ya da “Bize” tüm gücümüzle isyan eder ve hayatımızı yine “Bize” göre yaşarız. Yani şaşı oluruz. İki şişe vardır: Biz-Onlar, İyi-Kötü, Doğru-Yanlış. Ama bir ihtimal daha var: Yok Ölmek değil, Olmak. Kendini biraz “Bizden” uzaklaştırıp onun gizemli kardeşi “Onları” da görmek. Ama ayrı ayrı görüp şaşılığımızı bileylemek ve tarafgirliği arttırmak için değil. “Onların” orasınında “Biz”, “Biz”imde onların orasından “Onlar” olduğunu görerek daha büyük birliği görmek. Ancak bu “bir” durumunda, kişi kendi yansıması olan “Ben”i görür. O “Ben” diğer türlü bizim fark edemeyeceğimiz, hayatımızı kontrol altında tutacak “Biz”in içimize tohumlarını ektiği bir eşektir. Hayat şişelerden oluşur, örneğin Aşk. Şaşılar aşka bakınca iki şişe görürler: Arzu (şehvet, neşe, haz, kahkaha, içinin kıpır kıpır olması)- Acı (kavga, anlaşmazlıklar, ayrılık, kıskançlık, gözyaşı, bunalım, melankoli). Pek çok kişi Hollywood filmleri, romantik romanlar, beyaz atlı prens hikayeleriyle şartlanarak yola çıkar. Yani şaşı olarak. Ya da Mesnevi tarzıyla bindikleri eşek otun sarhoşu olduğu için yoldan saparak bambaşka yerlere götürür üstündekini. İnsanlarda medya ve pop sanat eserlerinde Haz ve Arzunun, ya da mutluluğun (ama bu konuya sonra değineceğiz), esiri olarak her gün pek çok şişeyi kırar, yanındakini de farkında olmadan kırarak. Üstüne üstlük “Biz”in ve “Ben”in esiri olan kişi arkadaşlarına dert yanar “Kötü şişeleri kırmama rağmen neden olmuyor”. Şaşı eşek, “Ben”, akıl verir, unutmayın akıl konusuna da gireceğiz, “daha çok kırmalısındır belki, daha hızlı kır” der. Oysa “Ben”e mesafe koymuş insan, acı ve arzudan başka bir şişe görür: Aşk (uyum, hoşgörü, sevgi, arkadaşlık, paylaşım, neşe, gözyaşı). Bizim Anadolu kültürümüzdeki aşk, şu anda bütün iletişim araçlarımızdan aldığımız mesajlardan çok farklı bir noktada. Artık toplumumuzda aşk, bir insanla cinsel ilişkinin temel rol oynadığı ikili ilişkidir. Oysa Aşk şişesini gören kişi her canlıda aşkın yansımasını görebilir. Bir gün bir arkadaşım bana hayatla yaptığı pazarlığı anlatmıştı. Hepimiz geceleri yatağa girip uykumuz kaçınca bu tip pazarlıklar yapmaz mıyız? Arkadaşımın pazarlığı basitti: “Mutsuz olmak istemiyorum, mutlu olursam elimdekileri kaybedip mutsuz olabilirim. O Halde Araf’ta olayım, ne mutlu ne mutsuz”. “Şu anda neredesin?” diye sorduğumda “Araf” dedi. Ama Araf da çözüm değil. “Yaşam” denen bütünün içinde ellerimiz ve kollarımız bağlı öylece oturmak hem insan olarak doğamıza uygun değildir hem de yaşam gibi bir ödülün öylesine harcanmasıdır. Şaşılaştığımızda “Yaşamak” bize iki şişe gibi görünür. İki şişeden birinde sabitlenmek mümkünmüş gibi, sürekli sevinç ya da sürekli ızdırap. Çevremizdeki insanlarda, yaşamın yansımalarını görürüz, kime o gün ne misafir gelmişse görürüz o misafirhanelerde (heyecan, umut, üzüntü, keder, sevinç, acı, kaygı, neşe). Ama mutsuzluğa tahammül etmeyip ya da mutsuzluğu kabul etmeyip ondan korkup mutsuzluk şişesini bir kırdık mı… Mutluluk şişedir gider.

http://aynagonul.wordpress.com/2012/04/11/siseleri-kirmakmevlanadan-usta-ve-sasi-cirak/

About Çetin Bayramoğlu

Şairim , insanım.
Bu yazı Dr. Ali Bayramoğlu içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.