Dr. Doğu Perinçek – Suriye “Çöl Bedevisi” mi?

Arapların dünya medeniyetine katkısı? Ayasofya’yı yapan mimarlar nerden gelmişti? Peygamberler hangi iklimde yetişti? İbn Haldun’un bedevilikten medeniliğe geçiş teorisi. Kim bedevi, kim medeni? Araplarla medeniyet yarışını kim kazanır? BAAS rejiminin Suriyesini biliyor musunuz?
***
../..

Suriye’yi ve Arap halklarını medeniyet öncesi bedevi toplumları olarak nitelemek, hem Arapların büyük uygarlık tarihini görmezden gelmek oluyor, hem de günümüz koşullarında çok tehlikeli bir siyasal konumlanmayı ifade ediyor.

Arapların dünya medeniyetine katkısı

Araplar, dünya uygarlığına en büyük katkıda bulunmuş birkaç kavimden biridir. Bitişgen dilli, Asya’lı Sümerlerle başlayan medeniyetin ilk mirasçıları, Akatlar, Asurlar, Babiller gibi Sami diller konuşan halklar ve imparatorluklar olmuştur. Akdeniz’de önemli ticaret kolonileri kuran, Kartaca gibi Roma’ya rakip bir deniz devleti kuran Fenikeliler de onlardandır. Mısır uygarlığının mirasçılarının da bugün Arap diye andığımız halklar olduğu herhalde tartışılamaz.
Yunan uygarlığının kökleri, Martin Bernal’in Kara Athena adlı şaheserinde çok güzel anlattığı gibi Ortadoğu’dadır (Kaynak Yayınları).

İstanbul’un hâlâ hayranlık duyduğumuz Ayasofya, diğer kiliseler ve mimarlık şaheserlerini Bizans zamanında hep Şam’lı mimarlar yapmışlardır. İstanbul, Şam’lı ustalarla inşa edilmiştir. Bu konuda Macar mimarı Károly Kós’un yazdığı Bizans’tan Osmanlı’ya İstanbul Mimarisinin Doğu Kökeni adlı kitap çok aydınlatıcıdır (Kaynak Yayınları). Bu açıdan bizim Mimar Sinan’larımız, o Şam’lı mimarların izini sürmüş, Ayasofya’dan büyük kubbe yaparak o gelenek içinde kendilerini kanıtlamışlardır.

Arapların ikinci büyük medeniyet dalgası

Arapların ikinci büyük medeniyet dalgası 7. yüzyılda İslamiyetle gelmiştir. Emevi, Abbasi ve Endülüs Emevileri, çağlarında, Çin ile birlikte dünya uygarlığının merkezi ve önderi konumundadırlar.
10. yüzyıl dünyasına baktığımız zaman, feodalizmden kapitalizme geçiş, sanki Arap coğrafyasında gerçekleşecekmiş gibi görünür. Sıfır rakamı Arapçadır, cebir, kimya, logaritma gibi bilimlerin isimleri dahi Arapçadır.

Türkler 9. yüzyıl sonrasında İslâm uygarlık alanına girerek, devlet örgütlemekteki büyük yetenekleriyle bu yükselişin önlerinde yer almışlardır. Farabî, İbn Sina, Al Harazmi gibi Türk kökenli olmalarıyla övündüğümüz büyük bilginler ve sanatçılar, Arap-İslam uygarlık ortamında yetişmişlerdir.
Arapça, medeniyetlerle işlenmiştir, dünyanın en zengin dillerinden biridir.
Bütün peygamberler, Arap ikliminde yetişmiştir.

Barbar ve bedevi suçlamalarının bilimselliği?

Çeşitli milletlerin milliyetçilerinin birbirlerini “barbar”, “bedevi” diye suçlamaları bilimsel değildir. Morgan’dan ve Marx’tan 400 yıl önce İbn Haldun, bütün toplumların asabiyye, yani kan bağının esas olduğu kabile örgütlenmesinden, başka deyişle bedevi toplumdan özel mülkiyet yoluyla medeniyete geçişlerinin teorisini yapmıştır. Bu açıdan her kavmin geçmişinde bedevi olduğu bir aşama vardır. Her insanın konuşmayı ve yürümeyi öğrendiği bir emekleme çağı geçirmesi gibi, her toplum medeniyet öncesini yaşamıştır. Türklerin analarının karnından doğar doğmaz kılıç kuşanıp ata binmeleri yalnız destanlardadır.
O nedenle, bedevilik tarihseldir ve bir aşağılama gerekçesi değildir.

Araplarla medeniyet yarışına girmeyi kimseye önermeyiz

Bazı kavimlerin bedevilikten medeniliğe daha erken geçmeleri de bir üstünlük değildir. Bu, Hz. Mûsa zamanındaki bir insanın bizlerden 3000 yıl önce doğması gibidir. Medeniyetler de insanlar gibi belli bir zamanda doğar, yükselir ve batarlar.
Kaldı ki eğer erken medeniyet kurmak bir mazhariyet ise, bu konuda Araplarla çekişmeye girmeyi hiçbir kavmin milliyetçisine önermeyiz.

Arapların kardeşliğine mecburuz

Siyasal açıdan biz bugün bağımsızlığımızı yeniden kazanmak, Cumhuriyetimizi kurtarmak, ekonomimizi geliştirmek için, özellikle Suriye ve Irak gibi komşu Arap ülkeleriyle her alanda işbirliği yapmaya mecburuz.

Hatta onlarla Batı Asya Birliği (BAB) kapsamında bölgesel birlikler kurmamız önümüzdeki programdır. İran, Azerbaycan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni de bu birleşmenin içine aldığımız zaman, dünyanın en büyük ekonomilerinden ve siyasal güçlerinden birini yaratırız. Hem de Mezopotamya, İran ve Anadolu gibi dünyanın en köklü uygarlık coğrafyasında.

BAAS Arapların Kemalizmidir

Bugün Türkiye’nin satılmış medyasındaki Suriye’yi karalama kampanyasını, Suriye’yi bilen herkes sanırım gülümseyerek okuyor. Çünkü Suriye, o çok köklü uygarlık birikimi temelinde BAAS rejimiyle hoşgörünün, laikliğin, halkçılığın ve aydınlanmanın çok çarpıcı örneklerinden birini yaratmıştır.

Suriye ve Irak, bizim Türkiyemiz gibi laikliğe öncelikle mecbur ülkelerdendir. Çünkü farklı din ve mezheplerden halkını ancak hoşgörü temelinde bir arada tutar ve tutmaktadır. Suriye’nin Genelkurmay Başkanı Hasan Türkmani, Türktür. Eski Başbakanlardan Naci Itrî de Türktü. Subayların çoğu Türkmendir. Suriye kavmiyetçi ve mezhepçi değildir.
ABD emperyalizminin Suriye ve Irak düşmanlıklarının bir nedeni de budur.

Suriye ve Irak, bize benzer. BAAS, orada Arapların Kemalizmini hayata geçirmiş ve çok başarılı olmuştur. Suriye ve Irak, emperyalist ABD, İngiltere ve Fransa’dan çok daha demokrat ve hoşgörülüdür.

Oralara, Bush ve Obama’nın gözleriyle bakmayalım. Oralarda bizim kardeşlerimiz yaşıyor.

Doğu Perinçek / Aydınlık

About Çetin Bayramoğlu

Şairim , insanım.
Bu yazı POLİTİKA, TARİH içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.