Hüseyin Vodinalı – Türk Dış politikası

../..

Türk Dış politikası gerçekten de son 10 yılda öylesine kökten bir değişim yaşadı ki. Çok dikkat etmezseniz, eski ve yeniyi 180 derece zıt olarak görebilirsiniz. Oysa acaba gerçek öyle mi?

3 DÖNEM

Buraya nereden geldiğimize bir göz atmalıyız. Osmanlı devrinde giderek Avrupa Emperyalizmi’nin etkisi altına giren hariciyemiz, İttihat ve Terakki devrinde İngiltere’den Almanya’ya doğru yakınlaştı. Hatta Enver Paşa’nın Almanya’nın zoruyla 1. Dünya Savaşı’na girdiği tartışması çok yapılır. Göben ve Breslau zırhlılarının Rus limanlarını bombardımanı vs. Paylaşım savaşının temel nesnesi olunan o dönemde Almanya tarafında olmaktan başka çare de yoktur. Ama kategorik olarak (üretemeyen ve dolayısıyla sömüremeyen) Osmanlı’nın çöküş sürecinde, dış politikanın (o dış politika öncelikle içeride uygulandı) Avrupalı büyük güçlerin etkisi altında şekillendiğini görmek mümkün.

Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki milli mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş döneminde Türk Dış Politikası, bölge merkezli, Sovyetler ve komşu ülkeler yakınlaşmasıyla (Balkan ve Sadabad Paktlarıyla) bir 3. Dünya, ezilen milletler dayanışması esasına göre, tamamen anti-emperyalist bir kıvamda gelişmiştir. Hatta o dönem Türk-Sovyet ilişkilerinde dahi bu hassasiyet fazlasıyla görülür. Atatürk, hiçbir zaman bugünkü ABD müttefikliği (taşeronluğu) biçiminde bir ilişki kurmamıştır SSCB ile. Hatta Kafkasya ve Orta Asya’da ters düştüğü zamanlar fazlasıyla olmuştur. Tam bağımsızlıkçı bir dönemdir Atatürk devri. O dönem, Türk aydınlanmasının zirveye ulaştığı bir sıçramadır ayrıcalıklı olarak.

2. Dünya Savaşı’nda İsmet İnönü’nün hassas denge politikası vardır. Bir yandan Almanya’yı oyalarken, beri taraftan İngiltere ile flört etmiştir. Çok başarılı bir şekilde milyonlarca insanın öldüğü bir felaketten Türkiye’yi azade tutmayı becermiştir İsmet Paşa. Ancak gerek SSCB (Stalin’in düşmanca tutumu) ve gerekse ABD ile İngiltere’nin düzen kuruculuğuyla sonuçlanan süreçte Türkiye yerini Batı kampında almıştır. Erken kapitalistleşme aşamasında (toprak ağalığından iş adamlığına evrilen) Türk sağının ortaya çıkışı da bu dönemdedir. Kamunun yani devletin öncelikli bir konumda olduğu 1940’lar, sağ kesimlerin oligarşik/feodal örgütlenmesiyle iktidara geldiği 1950’lerde karma ekonomiden kapitalist bir sisteme doğru evrilmiştir. Buradaki en önemli kırılma noktası ise Türkiye’nin NATO’ya girişi ve ABD’nin ileri karakolu olma görevini kabul edişidir. İçeride iktidara el koyan “ağalar” sınıfı, dıştan ABD’nin desteğiyle genç Türkiye Cumhuriyeti’ni yeniden yapılandırmaya, karşı devrim sürecine yönelmiştir. Bölge merkezli dış politika büyük ölçüde terk edilmiş ve soğuk savaş döneminde “Küçük Amerika”laşma ve “Neo Osmanlılaşma”süreci (milliyetçi-mukaddesatçı retorikle) başlamıştır.

İşte, eski ve yeni burada birleşiyor. Çünkü bugünkü kavramlarla anlatılan eski ve yeni politika, AKP öncesi ve sonrası olarak ayrıştırılmaya çalışılıyor. Oysa şu anda gelinen “yeni”, eskinin devamı olmaktan başka bir şey değil. Hatta eskinin ürettiği bir yeni politikadır bu. Eskisi de yenisi de tamamıyla Batı eksenlidir. Temel fark uygulamadadır. Diplomatlara da bu son mektubu yazdıran bu temel pratik farkıdır. Hariciyecilerimiz felsefeye karşı çıkmıyor, felsefenin uygulanma biçimindeki hoyratlık ve cehalete tepki gösteriyorlar.

../..

http://www.odatv.com

About Çetin Bayramoğlu

Şairim , insanım.
Bu yazı POLİTİKA, TARİH içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.