Ankara Baro Başkanı Prof.Dr.Metin FEYZİOĞLU – ANADİLDE SAVUNMA?

Ankara Baro Başkanı Prof.Dr.Metin FEYZİOĞLU – ANADİLDE SAVUNMA? SOĞUKKANLI DÜŞÜNELİM VE ADİL YARGILANMA HAKKININ EVRENSEL İLKELERİ ÇERÇEVESİNDE BİR ÇÖZÜM BULALIM

I.İKİ TEMEL TESBİT

1.Devletin resmi dili Türkçedir.

a.Resmi dilden kasıt, yasama, yürütme ve yargı işlemlerinin Türkçe olmasıdır.

b.Resmi dilin Türkçe olduğuna dair kuralın aşındırılması, yakın-orta vadede üniter devletin parçalanması sonucunu doğurur.

c.Üniter devletten vazgeçilmesi, Türkiye’nin bir veya birden çok bölgesinde özerk devletler kurulması demektir. Bu, kendini hangi sıfatla/aidiyetle/siyasi-ideolojik görüşle tanımlarsa tanımlasın, ülkede yaşayan herkesin felaketi olacak ve yalnızca sömürgeci zihniyetli emperyal güçlere çıkar sağlayacak bir iç savaş döneminin başlaması anlamına gelir.

2.Adalet mülkün (ülkenin) temelidir. Sanık kendini savunamazsa maddi gerçeğe ulaşılamaz; adalet gerçekleşemez; ülkenin temeli zedelenir.

a.Bu sebeple kendini savunacak derecede Türkçe bilmeyen sanığın tercümandan yararlandırılması zorunludur.

b.Esasen bu halde tercümandan yararlanan sanık değil, bizatihi yargı organıdır. Çünkü etkili bir savunma olmazsa, yargı organı, varlık sebebi olan “adalet dağıtma” işlevini yerine getiremez. Bunun sonucunda ülkenin temeli olan adalet sistemi, dolayısıyla ülke yara alır.

II.SORUNUN ÇÖZÜM YOLU: İKİ TEMEL TESBİTİN UZLAŞTIRILMASI:

1.Üniter devletin korunması, Türkiye’nin bir iç savaşa sürüklenmesinin önlenmesi isteniyorsa; yasama, yürütme ve yargı işlemleri, resmi dil olan Türkçe’den başka dilde gerçekleştirilemez.

2.Öte yandan ceza yargılamasında duruşma, sözlüdür ve dinamik bir süreçtir. Şu halde sanığın duruşmayı en iyi şekilde takip edip sürece dahil olabilmesi için resmi dil olan Türkçe’yi hem anlayacak hem kendini ifade edecek kadar iyi bilmesi gerekir. Aksi halde söylenenleri eksiksiz ve hatasız bir şekilde anlayamaz, düşündüğünü eksiksiz ve hatasız bir şekilde ifade edemez. Soruşturma evresinde poliste, jandarmada veya savcılıkta yeterli olan Türkçe bilgisi, dinamik bir duruşmada yeterli olmayabilir.

3. Soruna bakış açımız adil yargılanma hakkının evrensel ilkeleri ise, sorunun adı, ideolojik çağrışımlar yapan “anadilde savunma” olmamalıdır.

4.Aynı şekilde kendini savunacak derecede Türkçe bildiğini kabul eden, bu kabulü yargılama organının gözlemiyle doğrulanan sanık buna rağmen tercümandan yararlandırılmamalıdır. Aksi takdirde yargılama dili sanığın arzusuna göre belirlenmiş, resmi dilin Türkçe olması kuralı aşındırılmış olur. Bu nedenle Hükümet Tasarısında yer alan “meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilen” sanığın, sözlü savunmasını başka dilde yapabileceğini öngören düzenleme, yargılama dilinin Türkçe olması kuralının, dolayısıyla üniter devletin aşındırılmasıdır.

5.Sorun, sanığın duruşmayı en iyi şekilde takip etmesinin ve düşündüğünü eksiksiz ve hatasız ifade edebilmek suretiyle duruşmaya katılmasının sağlanmasıdır.

6.Örneğin Almanya’da doğmuş büyümüş bir Türk vatandaşının annesinin dili Türkçe olsa bile, Türkiye’de yargılanırken pekala tercümana ihtiyaç duyulabilir. Aynı şekilde ilkokuldan itibaren İngilizce öğrenmiş bir Türk vatandaşı, Amerika Birleşik Devletleri’nde yargılanırken, tercüman olmazsa, duruşmanın akışındaki ayrıntıları takip edemeyebilir veya her düşündüğünü cümlelere dökemeyebilir.

7.Öyleyse her türlü ideolojik söylemden arındırılmış gerçek sorun, sanığın duruşmayı en iyi şekilde takip edip sürece en etkili şekilde dahil olacak düzeyde Türkçe bilip bilmediğinin nasıl tesbit edileceği olmalıdır.

8.Aslında doğru cevap, hepimizin kendimize soracağı basit bir soruyla ortaya çıkacaktır: “Benim duruşmada konuşulan resmi dili en iyi şekilde anlayıp anlamadığımı, kendimi resmi dilde en iyi şekilde ifade edip edemeyeceğimi en iyi kim bilebilir?” Bu sorunun cevabı, herhalde herkes için “ben”dir.

III.ÇÖZÜM1.
CMK md. 202/1’de yer alan “meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilme” ölçütü, duruşmada sanığı etkisiz ve edilgen kabul ettiği için yeterli değildir. Ölçüt, doğru uygulamayı sağlayacak şekilde şu şekilde değiştirilmelidir: “duruşmayı etkili şekilde takip edip, düşüncelerini eksiksiz ve hatasız olarak ifade edecek ölçüde Türkçe bilmek”.

2.Sanığın bu yeterlilikte Türkçe bilip bilmediğini tesbitte mahkemenin takdir yetkisini kullanırken kanunun yönlendirici olması gereklidir. Kanuna şöyle bir hüküm ilave edilmelidir: “Sanığın bu konudaki beyanı esastır.”

3.Duruşmayı kendi ideolojik propaganda zeminine dönüştürmeye kalkışanları önlemek amacıyla, ancak mutlaka özgürlükçü bir bakış açısıyla uygulanmak kaydıyla şu düzenleme fayda sağlayacaktır: “Mahkeme tercümandan yararlanma hakkının kötüye kullanıldığını tesbit eder ise, tercüman görevlendirmesi yapmayabilir veya yapılmış olan görevlendirmeyi kaldırabilir.”

SONUÇ1. Üniter devleti aşındıracak her adım, Türkiye’yi bir felakete sürüklemektedir.

2.Adalet mülkün, yani ülkenin temeli ise, adil yargılanma hakkının gereklerinin yerine getirilmesi, sanığa bir lütuf değildir: İnsan haklarına saygılı bir yargılama, ülkeye yapılabilecek en iyi hizmettir. Tercüman konusuna bu açıdan yaklaşılmalı ve çözüm bulunmalıdır.

3.Hukukun evrensel kuralıdır: “sui misal emsal olmaz.” Bir hakkın nasılsa kötüye kullanılacağından söz ederek niyet okumaya kalkışmak ve adil yargılanma hakkını sağlamamak sadece kötüniyetlilere yarar.

4.Soruna adil yargılanma hakkının evrensel penceresinden bakıldığı takdirde, üniter devlete zarar vermeyen, tam aksine adil yargılamayı sağlamak suretiyle ülkenin temellerini güçlendiren çözümleri üretmek hiç de zor değildir.

Saygılarımla.
Avukat Metin FEYZİOĞLU
Ankara Barosu Başkanı

About Çetin Bayramoğlu

Şairim , insanım.
Bu yazı POLİTİKA içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.