Ayşe Deniz Gökçin – Pink Floyd – Liszt

Rock müziğin efsane ismi Pink Floyd ve ‘dünyanın ilk rock yıldızı’ dediği Liszt’i bir araya getiren genç piyanist Ayşe Deniz Gökçin’in ünü sınırları aşmış durumda. Şu sıralar yeni albümü de çıkan genç sanatçı, dünyanın dört bir yanında verdiği konserlerle müzikseverleri Rock ve klasik müziğin muhteşem uyumuyla buluşturuyor

Ayşe Deniz Gökçin dünya çapında tanınan ve adından söz ettiren genç piyanistlerimizden biri. Genç sanatçı efsanevi rock grubu Pink Floyd’un “Another Brick In The Wall”u Liszt ile buluşturduğu yorumuyla büyük beğeni toplamış, bu başarı Pink Floyd’un da gözünden kaçmamıştı; Grup resmi sitelerinden de bu güne kadar yapılan binlerce Pink Floyd uyarlamaları arasından öne çıkan genç sanatçıya dikkat çekerken, beğenilerini dile getirmeyi de ihmal etmemişti. Şu sıralar İngiltere’de yaşayan ve yeni albümleri “Piazzolla Piano Pop” ve “Pink Floyd Classical Concept”i çıkartan piyanistle müzik, ve Türkiye’de sanat ortamını konuştuk.

Avrupa’yı sarsan bir adam: Franz Liszt
– Pink Floyd Lisztified: Fantasia Quasi Sonata’ projesi nasıl ortaya çıktı? Çok riskli bir iş değil mi?
Kraliyet Muzik Akademisi’nde (RAM)yüksek lisans yaparken aklıma gelen bir fikirdi. Liszt’in 200. yıldönümüydü ve onun hayatı hakkında birçok kitap okuyup, eserlerini çalışıyordum. Liszt, dünyadaki ilk Rock yıldızı sayilir, ve bunu maalesef klasik müzik dinleyicileri dışında kimse bilmiyordu. Binlerce insana konser veren, karavanıyla turneye çıkan, hayır konserleri verip, senfoni dinleyemeyen fakir halka kendi düzenlemelerini çalan Liszt, ayni zamanda inanılmaz karizmatik ve tüm kadinlari kendine aşik eden bir yıldızmış. Avrupa’yi kasıp kavuran bu sendroma “Lisztomania” denirmiş.


Ben de ona bir fantazi adamak istedim, ve bunu güncel bir şekilde, herkesin bildiği, ve benim de hayran olduğum Pink Floyd muzigi ile birleştirerek yaptım. Nasıl Liszt, kendi zamanında bilinen temaları alıp kendi uyarlamalarını yaptıysa, ben de o stilde 3 tane Pink Floyd şarkısını değiştirdim ve piyano için yeniden yazdım. Tabii bunu yaparken amacım taklit değil, aksine hem Liszt hem de Pink Floyd’dan aldığım ilham ile yeni birsey yaratmaktı.
Sonradan bu 3 şarkıdan oluşan fantazi çok tuttu, ve insanlar daha fazlasını istedi. Ben de projeyi geliştirdim ve “Pink Floyd Classical Concept” albümünü çıkardım. Albüm baştan sona aralıksız dinlenmesi gereken, felsefi yönden ve kompozisyon açısından iki müziği birleştiren bir çalışma.

– Pink Floyd’un çalışmaya yaklaşımı nasıl oldu? Resmi sitelerinden bir açıklama yapmışlardı değil mi?
Evet, bu iki kere oldu. İnanılmaz mutluyum – yaptığım çalışmanın dünyaya duyulmasını sağladı bu açıklamalar. Dünyanın her tarafından kutlama mesajları ve konser teklifleri geldi. 2014’te Portekiz, Fransa, İtalya, Kosovo gibi cesitli yerlerde calacagim.
– Siz de müzik eğitiminizi yurt dışında tamamlamışsınız, bunun sebebi nedir? İmkanlar mı?
En iyi imkanlar, yarışma ortamı ve eğitim yurt dışında. Türkiye’de maalesef sosyal/politik sebeplerle müziğe yatırım yapılmıyor. Halbuki müzik, insanlara kendi sesini kazandırır, yorum yapma yeteneği, bilinçlilik ve disiplin aşılar, aynı zamanda da başkaları ile çalışma kabiliyetini geliştirir. Tabii müziğin tarih, edebiyat, felsefe ve siyaset ile olan ilişkisi çok önemli. Dünya görüşü bu ilişkileri analiz ederek oluşur.
‘Sanat en barışçıl dal’
– Haziran Direnişi sırasında sanırım yurtdışındaydınız, oradan olaylara tepkiniz ne oldu? Sokağa dökülen milyonları görünce neler hissetiniz?
İki şey hissettim; Gurur ve endişe…
Gurur çünkü iyi eğitimli, özgürlükçü ve çevreci gençlerin bu kadar çok ve bu kadar cesur olduğunu bilmiyordum.
Endişe çünkü, polisin bilinçsizce kapsülleri insanlara ateş etmesi, yaralılara doktor müdahelesinin engellenmesi, devletin hoş görülü olmamaması ve insanları kutuplaştırıp provoke etmesi, çabukça çözülebilecek barışçıl bir girişimin inatlaşarak agresifleşmesi…
Haziran’da Londra’daki ilk direnişe katıldım, ama sonra benim bir sanatçı olarak kalıcı bir şey yapmamın daha çok katkısı olacağını düşündüm. “Another Brick In the Wall” uyarlamami Youtube’a koydum. Bu şarkının sözlerine bakarsanız ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız…

– Hükümetin sanat kurum ve kuruluşlarına karşı yaptırımları sanatçılar ve üretimlerini yok olma noktasına getirdi. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Sanatçıların işi zor… Bu konuda tabii ki yetenekli gençlerin yurt dışına gidip orada tüm olanakları kullanmaları şu an için en iyi seçenek, ama gönül isterdi ki bu sanatçılar kendi ülkelerinde bu olanaklara sahip olabilsinler. Şu sıralarda devlet tiyatrolarının bile kapatılma tehlikesi ile karşı karşıya gelmiş olduğunu buradan izlemek çok üzücü. Giderek Cumhuriyet’in kazanımlarından uzaklaşmak cok acı…
– Türkiye’deki olaylara sanatçıların tavrı, duruşu yeterli miydi sizce?
Bana kalırsa dünyanın her yerinde şu an “agnostik” bir tutumda olan, ne kokan ne bulaşan sanatçılar var. Eskiden olduğu gibi toplumsal konular yerine, bireysel sorunlar genelde ele alınıyor. Halbuki sanatçı olarak geniş kitlelere hitap edebilir, insanları aydınlatabilirsiniz. Onların duygu ve düşüncelerini sahnede paylaşabilirsiniz. Sanat, en barışçıl, en hoşgörülü, en demokratik ve en medeni daldır. Sanatta estetik vardir. Bana kalırsa her şeyin üzerinde bir iletişim ortamı sağlayan bu dalda insanların çok daha aktif olması lazım.

– Salondan ziyade sokakta, halkın arasında çalmanın sizi daha çok etkilediğini söylüyorsunuz, bu konuda bir çalışmanız var mı ya da gelecekte olacak mı?
Tabii ki. Benim zaten baştan beri projem, klasik müziği halka sevdirmek oldu ve halkın sokakta olduğu düşünülürse bunu açık alanlarda yapmak en doğalı. Her türlü proje önerisine açığım, belki bir gün karavan ile turneye çıkarım Liszt gibi!
– Takip ettiğiniz, örnek aldığınız isimler var mı?
Martha Argerich’e hayranım. Karizması, tekniği, müzik kalitesi ve enerjisi inanılmaz bir piyanist. Lang Lang’i cok seviyorum, kendisi en girişimci genç artistlerden biri. Klasik muziği tekrar “cool” yapti.
Ülkemizin de zaten bir Fazıl Say’i var, kendisi inanılmaz verimli bir sanatçı. Ortaya çıkardığı her calışma bir yenilik getiriyor; donanimi ve müziğe olan aşkı ise herkesten bambaşka. Onun kadar spontane birini tanımıyorum, ilk notasından Fazıl olduğu belli oluyor.
– Son olarak Aydınlık okurlarına ne söylemek istersiniz?
Son dönemde guvenilir medyaya ihtiyacımız o kadar çok ki… Sizlere teşekkür ediyorum!
Ece Kırbaş

http://aydinlikgazete.com/mansetler/30501-ayse-deniz-gokcin-pink-floydla-liszti-bulusturdu.html

About Çetin Bayramoğlu

Şairim , insanım.
Bu yazı MÜZİK içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.