Ceyhun GEYBULLAYEV – Şehriyar ve NEVRUZ

şehriyar10

../..

Bilindiği gibi “yeni gün” manasına gelen “Nevruz”, Kuzey ve Güney Azerbaycan’da coşkuyla kutlanan bir bayramdır. Bu bayramı kutlama esnasında icra edilen “ateş üzerinden atlama” merasimi sebebiyle “ateşperestlik”e, oradan da Farslara mal edilmek istenen Nevruz, Azerbaycan’da olduğu kadar diğer Türk Cumhuriyetlerinde de aynı coşkuyla karşılanmaktadır. Azerbaycan’da her kesimden insan için bu millî bayram büyük bir sevinç kaynağıdır. Bu sevincin büyüklüğüyledir ki hazırlıklar daha bu bayram gelmeden başlar.
Bu hazırlıkların en önemlisi “semeni göyertmek”tir. Semeni, Nevruz bayramı gelmeden iki hafta önce buğday tanelerinin hafifçe ıslatılmak suretiyle yeşertilmesidir. Bayram gününde semeni iyice göğermiş ve uç kısımları yeşillenmiş olur. Bu göğermiş buğdayın tam orta kısmından bir kırmızı şerit bağlanır. Böylece semenide hayatın canlılığını temsil eden üç renk -sarı, yeşil, kırmızı- bir araya getirilmiş olur. Semeninin sembolik mânâsı uyanış, dirilme ve bereket demektir. Bu semeniden yapılan “semeni helvası”nın da hastalıklara şifa olduğuna inanılır.
Nevruz bayramından önce kutlanan merasimlerden biri de “çerşenbeler”dir. “Od, yel, su ve torpag çerşenbesi” adı verilen bu günler, Nevruz’un gelişinden dört hafta önce başlar. Her çarşamba (salı gününün akşamından itibaren), sırasıyla bunlardan biri, çeşitli merasimlerle kutlanır. Bunların en önemlisi, sonuncu ve Nevruz’a en yakın olan “ilahir çerşenbe”dir. Bunda büyükçe bir ateş yakılır, üzerinden; “Atıl-matıl çerşenbe/Bahtım açıl çerşenbe” denilerek atlanır. M. H. Şehriyar halk arasında söylenen bu düzgüyü şiirine şöyle dahil etmiştir:

“Bakiçinin sözü sovu, kağızı
İneklerin bulaması, ağızı
Çerşenbenin girdekânı, mövizi
Gızlar deyer, “Atıl-matıl çerşenbe
Ayna tekin bahtım açıl çerşenbe.”2

Ayrıca atlarken “Ağırlığım-uğurluğum bu ateşin üstüne” denilir. İnanışa göre ateşin üzerinden atlayan kişi böyle demekle hastalık ve musibetlerden kurtulacaktır. Aynı inanç Azerbaycan’ın farklı yörelerinde su üzerinden atlanmak suretiyle de icrâ edilir.
Yine yaşatılan geleneklerden biri de akşamları “şal sallamak”tır.3. Eskiden Azerbaycan’da -özellikle kırsal kesimlerde- evler tek katlı ve çatıları toprak damlı idi. Bu evlerde damın ortasında, aydınlatma ve havalandırma için genişçe bir baca olurdu. Hâlâ bazı yörelerde bu evler yaygındır. Özellikle nişanlılar bu bacadan “bey” (damat) şalı sarkıtır, evin büyükleri bu şalın sahibini tahmin ederek uygun hediyeler bağlardı. Şehriyar da bu geleneği şu mısralarla ebedîleştirir:

Bayram idi gece kuşu okurdu
Adaklı kız bey çorabın dokurdu
Herkes şalın bir bacadan sokurdu
Ay ne gözel gaydadır şal sallamak
Bey şalına bayramlığın bağlamak

Şair bu bendi söyledikten sonra birden çocukluk günlerine döner ve bir Nevruz bayramında yaşadıklarını hatırlar:

Şal istedim, men de evde ağladım
Bir şal alıp tez belime bağladım
Gulamgil’e gaçdım şalı salladım
Fatma Hala mene çorap bağladı
Han Nene’mi yada salıp ağladı4

Nevruz bayramında evlerin odaları misafirleri en güzel şekilde ağırlamak için nakışlarla bezenir, odanın uygun yerlerine -tahçalara- göze hoş gelecek süsler konulur. Kızlar, gelinler ellerine kına yakarlar. Kızların, gelinlerin bu hâlleri anaları ve kaynanaları heveslendirir. Şehriyar, kadınların, kız ve gelinlerin nevruzu karşılamadaki bu sevincini şöyle tasvir eder:

Bayram olup kızıl palçık ezerler
Nakış vurup otagları bezerler
Tahçalara düzmeleri düzerler
Kız-gelinin fındıkçası, kınası
Heveslener anası-kaynanası

Şair yine çocukluk yıllarındaki Nevruz bayramını hatırlayarak bir başka geleneğe dikkatimizi çeker:

Yumurtanı göyçek güllü boyardık
Çakıştırıp sınanları soyardık
Oynamaktan birce meger doyardık!
Eli mene yaşıl aşık vererdi
Irza mene novruz gülü dererdi

Şehriyar bu bendde çocukların çok sevdikleri bir oyundan bahsetmektedir. Soğan kabuğuyla kırmızı renge boyanan yumurtalar eve gelen çocuklara hediye edilir. Çocuklar da bu yumurtaları sivri yerlerinden tokuşturur, kimin yumurtası kırılırsa diğerine vermek zorunda kalır. Kırılan yumurtalar da hemen afiyetle yenilir. Şair çocukluğunda bu oyunu o kadar çok sevmiş ki üçüncü mısrada bu oyunlara doyamadığını ifade etmektedir. Bendde ayrıca “aşık oyunu”5 ve “nevruz çiçeği” motifini de görmekteyiz. Diğer bir bendde de Şehriyar, baharın habercisi olan “Nevruz çiçeği” ve “kar çiçeği”nden bahseder:

Bayram yeli çardahları yıhanda
Novruz gülü gar çiçeği çıhanda
Ağ bulutlar köyneklerin sıhanda
Bizden de bir yad eyleyen sağ olsun
Dertlerimiz goy dikkelsin dağ olsun6

Manzumenin başka bir bendinde “Novruz Eli” adı geçmektedir. Şairin bu mısrasından anlaşılmaktadır ki Nevruz bayramı yukarıda belirttiğimiz merasim ve geleneklerin yaşanmasına vesile olduğu gibi insanlara isim olarak da verilmektedir.
Millete mal olan şairler halkının kültürel kodlarını sanatının temeli hâline getirenlerdir. Şehriyar,Nevruz örneğinde görüldüğü gibi millî kültüre has unsurları şiirleriyle kullanarak Azerbaycan kültürüne katkıda bulunmuş bir şairdir.

Kaynakça:
Yusuf GEDİKLİ, Şehriyar ve Bütün Türkçe Şiirleri,ÖtükenYay., İstanbul 1997.
_______________________
1 (Haydar Baba yıldırımlar çaktığında/Seller sular şakıldayıp aktığında/Kızlar ona saf bağlayıp baktığında/Selâm olsun büyüklüğünüze, memleketinize/Benim de bir adım gelsin dilinize)
2 “Bakıcının sözü, kelimesi, kâğıdı/ İneklerin ilk sütü, ağızı (bu sütün kaynatılmış şekli)/ Çerşenbenin cevizi ve üzüm kurusu/ Kızlar der: “Atıl-matıl çerşenbe/ Ayna gibi bahtım açıl çerşenbe”
3 Nahcivan yöresinde bunun yerine “papak atmak” deyimi vardır.
4 Gulam, şairin halasının oğludur. Şairin Han Nene adlı ninesi öldüğü için aslında bayram kutlamaması gerekir. Ancak şair çocuk olduğu ve bu geleneği bilmediği için şal ister ve bunu bacadan sarkıtır. Bunun üzerine de Fatma halası ölen akrabasını hatırlayıp ağlar.
5 Koyunların diz kapağından çıkarılan bir kemikle oynanan çocuk oyunu.
6 (Bayram rüzgârı çardakları yıktığında/Nevruz çiçeği ve kar çiçeği çıktığında/Ak bulutlar gömleklerini sıktığında/Bizleri ananlar sağolsun/Dertlerimiz bırak çoğalsın dağ olsun) Bu bend için bizzat Şehriyar’ın kendi açıklaması şöyledir: “Novruz gülü ve garçiçeyi (kardelen) ilkbaharda eriyip gitmekte olan karın altından baş kaldıran iki çiçektir. İlki menekşe renkli elbise giymiş haya sahibi ve utangaç geline benzer, ikincisi beyaz giyinmiş şen ve mesut âşığı hatırlatır.”

Ceyhun GEYBULLAYEV

About Çetin Bayramoğlu

Şairim , insanım.
Bu yazı KÜLTÜR-GELENEK-GÖRENEK içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.