NOYAN UMRUK – Çin hakkında bilgiler

Bir süredir Çin’deyiz. Hemen belirtmek gerekiyor: Uzak Asya’yı hiç tanımıyoruz ve doğal olarak anlayamıyoruz. Coğrafyası, tarihi, kültürü, Budizm, benzer din ve mezhepleri de kapsayan felsefesi, insanların yaşama bakış ve algılayışları, sosyoekonomik tercih ve yapısı, küresel süreçle ilgili tavırları, izledikleri ilginç güvenlik ve dış politikaları vs. Bambaşka bir dünya…
Sadece bizler değil konuştuğumuz, bir süredir orada çalışan, yaşayan çeşitli düzey ve mesleklerdeki yabancılar ve Türkler de Çin’in ve Çin insanının öyle kolayca çözümlenecek bir “mesele” olmadığında hemfikirler…
Her şeyden önce coğrafya…
Doğu Asya’da Pasifik Okyanusu’nun kıyısında yer alan Çin’in yüzölçümü yaklaşık 9.6 milyon kilometrekare; dünya yüzölçümünün yüzde 6.4’ü. Sadece Rusya ve Kanada, Çin’den daha büyük. Kuzeydeki Heilongjiang bölgesi sürekli karlarla kaplı iken, Güney Çin Denizi’ndeki adalar tropik sıcak altında. Pamir Dağları’nda gece hüküm sürerken Wusuli Nehri üzerinde güneş parlıyor. Kara sınırlarının uzunluğu 22 800 km. Ülkenin komşuları doğuda Kore, kuzeyde Moğolistan, kuzeydoğuda Rusya, kuzeybatıda Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan, batı ve güneybatıda Afganistan, Pakistan, Hindistan, Nepal ve de güneyde Myanmar, Laos ve Vietnam.
Çin’in sınırları, devasa kara bloku yanında çok sayıda adayı kapsayan geniş bir deniz alanını içeriyor. Çin’in anakara bölümü doğuda ve güneyde Bohai, Huanghai (Sarı Deniz) ve Doğu Çin, Güney Çin denizleriyle çevrili. Bohai Denizi, Çin’in kıta denizi. Huanghai, Doğu Çin ve Güney Çin denizleri ise Pasifik Okyanusu’nun kenar kısmında kalan denizler. Çin kıyılarının adalarını da kapsayan uzunluğu 32 000 km. Deniz komşuları ise Kore Cumhuriyeti, Japonya, Filipinler, Brunei, Malezya ve Endonezya… Çin’in devasa denizlerinde 80 000 kilometrekarenin üzerinde yüzölçümüne sahip toplam 5400 ada bulunuyor. Bunların en büyüğü 36 000 kilometrekare ile Tayvan. Bunu, yaklaşık 34 000 km ile Hainan izliyor.
Ülke, çoğu Tibet Platosundan doğan fakat farklı denizlere kavuşan, toplam uzunluğu 220 000 kilometrelik bir nehir ağına sahip. Pasifik Okyanusu’na akan Yangtze, Huanghe (Sarı Nehir), Heilong, Zhujiang (İnci Nehri), Liaohe, Haihe, Huaihe ve Lancang, Hint Okyanusu’na akan Nujiang ve Yarlungzangbo, Kuzey Buz Denizi’ne dökülen Ertix Nehri bunlardan başlıcaları. Bu nehirlerin havza alanı, ülkenin toplam kara yüzölçümünün %64’ünü oluşturuyor. Ayrıca göllere dökülen ya da Moğolistan’la paylaşılan Gobi vb. çöllerde son bulan iç nehirlerin havza toplamı kara yüzölçümünün %36’sını oluşturuyor. Özetle suyla kucaklaşmayan havza yok gibi… En büyük nehri Nil ve Amazon’dan sonra ve dünyanın üçüncü büyük nehri olan Yangtze. Nehir, orta ve aşağı kesimlerinin sıcak ve nemli iklimi, yağış ve mümbit toprakları ile “Altın suyolu” olarak anılan, mükemmel doğal kanalları ile batıyı doğuya bağlayan bir ulaşım şebekesi. Çin’in ikinci büyük nehri olan ünlü Sarı Nehir ise zengin maden yatakları ile kadim Çin uygarlığının doğum yeri ve Çin ulusunun beşiği… İnci Nehri Deltası önemli bir pirinç, şeker kamışı şekeri, ipek ve tatlı su balığı üretim bölgesi. Bu nehirlerden 2700 milyar metreküpün üzerinde su akıyor ve bu dünya toplamının yüzde 5,8’i.
İşte biz de tetkik gezimizde haritada yemyeşil olarak görülen ve aynı zamanda küresel sınaileşme, kentleşmenin yoğunlaştığı bu bölgenin merkezindeki Pekin-Şian-Hanco-Şangay-Şuco beşgenine odaklandık.
Ülke doğal kaynaklarının yanı sıra çeşitli insan yapımı su yollarına da sahip. Bunların en meşhurları kuzeyde Pekin’den güneyde Hanco’ ya uzanan Büyük Kanal ve Yangtze nehrini İnci Nehri ile birleştiren Guangxi Kanalı. Büyük Kanal’ın kazılmasına M.Ö. V. yüzyılda başlanmış. Toplam 1801 kilometre uzunluğa sahip olan Büyük Kanal, dünyadaki en uzun ve en eski insan yapımı su yolu.
Çin’de alanı bir kilometre karenin üzerinde 2800’den fazla doğal göl bulunuyor. En büyük tatlı su gölü Poyang, en büyük tuzlu su gölü ise Qinghai. Bu göllere ilave olarak binlerce gölet var. Ülke 6,75 milyon hektarı su ürünleri yetiştirilmeye müsait 17,47 milyon hektarlık tatlı su alanına sahiptir.
Ama bu denli su kaynağına sahip bu ülkede yine de su sorunu en ciddi altyapı sorunu… Siz anlayabildiniz mi? Ben de ilkönce anlayamamıştım. Nedenini söylediler: 1,4 milyar nüfus ve %8’in altına düşerse Ülkenin intiharı olarak kabul edilen yüksek büyüme hızı..

http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/noyan-umruk/40197-noyan-umruk-cin-izlenimleri-1.html

—-

Çin, dünyanın en eski uygarlıklardan biri… Yaklaşık 4000 yılık kayıtlı bir tarihe sahip.
400 000-500 000 yıl önce Pekin’in güneybatısında bulunan Pekin Adamı ise adeta Homo Erectus’tan Homo Sapiens’e geçişin simgesi… Ayakları üzerinde yürüyor, basit aletler yapıyor ve kullanıyor ve de nasıl ateş yakılacağını biliyor.
Çin, dünyada ekonomik faaliyetin ilk ortaya çıktığı yerlerden biri. 5000-6000 yıl önce Sarı Nehir vadisi boyunca tarım ve hayvancılık yapılıyordu. Shang Hanedanı döneminde ise (3000 yıl önce) insanlar, bronzu eritmeyi ve demir aletleri kullanmayı öğrendiler.
Arkaik Çin tarihi hanedanlar tarihidir…
Çin ilkel toplumdan köle toplumuna Çin’in ilk hanedanı olan Xia ile MÖ 2100’de geçti. Daha sonraki hanedanlar olan Shang (MÖ 16. yy.-11. yy) ve Batı Zhou (MÖ l l yy-770) döneminde köle toplumu daha da gelişti. Bu dönemi, köle toplumundan derebeylik toplumuna geçişi simgeleyen Savaşan Devletler dönemi (MÖ 770-221) izledi.
MÖ 221’de Qin Shi Huang, Savaşan Devletler Dönemine damgasını vuran bağımsız prenslikler arasındaki düşmanlığa son verdi ve Çin tarihindeki ilk merkezi, birleşik, çok etnik gruplu feodal devletin ilk imparatoru oldu; Qin Hanedanı’nı kurdu. Hanedanlar birbirini izledi. Han hanedanı döneminde Xi’an’dan başlayarak Urumçi-Almaata-Taşkent-Astarkhan- Sochi-Trabzon-İstanbul-Ancona ve Venedik’ten Roma’ya kadar uzanan Tarihi İpek Yolu’nun temelleri atıldı. Tang Hanedanı dönemi ise refah dönemi oldu. Tarım, el sanatları ve ticarette ilerlemeler kaydedildi, tekstil imalatı ve boyama, porselen üretimi, metal eritme, döküm ve gemi yapımı alanlarındaki teknolojiler gelişti. İpek üretimi gelişti ve dünyanın ilk iğlemeli ipek dokuma tekniği kullanıldı. Bu dönemde Su yönetimindeki parlak başarı, akılcı sulamayı, sellerin yönlendirilmesini mümkün kıldı; kara ve su taşımacılığı da büyük ölçüde gelişti. Snog ve Yuan hanedanları döneminde iç ve dış ticaret hızla gelişti. Dışarıdan birçok tüccar ve gezgin geldi. Marco Polo, Venedik’ten gelerek Çin’i gezdi. Çin uygarlığının dört büyük buluşu: kâğıt, matbaa, pusula ve barut bu dönemde yabancı ülkelere ulaştı. Ming Hanedanı’nın ilk yılları ile Qing Hanedanı’nın ortasına kadar olan dönemde (1368-1840) Çin’de ekonomi güçlenirken, derebeylik sistemi zayıflamaya başladı. Ming iktidarının sonuna gelindiğinde Çin kapitalizmle tanışmaya başladı. 1840’taki Afyon Savaşlarına gelindiğinde Çin, 2000 yılı aşkın bir süredir feodal devlet olarak varlığını sürdürüyordu.
Ayaklanmalar başlıyor…
1840 Afyon Savaşları, Çin tarihinin dönüm noktasıdır.17-18. yy.ların sınai patlama yaşayan Avrupa’sı için sorun pazar ve el konulacak doğal zenginliklerdi. Kısaca Sömürgecilik… 19. yüzyılın başından itibaren İngiltere’nin Çin’e büyük miktarda afyon sokması ve gümüş, ipek başta olmak üzere Çin’in zenginliklerini sömürmeye başlaması, ciddi ekonomik sorunlara yol açtı. 1839’da Qing hükümeti, afyon kaçakçılığının yasaklanmasını talep etti. Bunun üzerine İngiltere Afyon Savaşlarını başlattı. Çin halkı, Lin Zexu liderliğinde işgalcilere karşı silahlı mücadeleye girişti. Ancak işbirlikçi Qing hükümeti, İngiltere ile Nanking Antlaşması’nı imzaladı. Bu antlaşma, Çin’i sömürge bir ülkeye dönüştürdü
Afyon Savaşlarından sonra İngiltere ve diğer sömürgeciler ülkenin tüm zenginliklerine el koydular. Ekonomi, bilim ve kültürünün gelişimi büyük ölçüde engellendi ve halk sefaletle tanıştı. Birçok köylü lider ve ulusal kahraman, feodal baskı ve yabancı ülkelerin işgallerine karşı direnişe geçti. Yıl: 1851 Hong Xiuquan’ın önderliğinde Taiping Cennet Krallığı Devrimi, bunların en önemlisi ve Çin tarihindeki en büyük köylü ayaklanmasıydı. Dinsel motiflerle mülkiyette ortaklığı öngören bu ayaklanma, açlıktan kırılan köylü, işçi ve madenci kitlelerini saflarına çekerek, Çin’i sarsan siyasi bir ayaklanmaya (1850-1864) dönüştü; yaklaşık 20 milyon kişinin ölümüne yol açtı ve Qing Hanedanı’nın sonunu getirdi.

http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/noyan-umruk/42092-noyan-umruk-cin-izlenimleri-ii-zengin-ve-dramatik-bir-tarih.html

—-

Dinsel motiflerle mülkiyette ortaklığı öngören, açlıktan kırılan köylü, işçi ve madenci kitlelerini saflarına çekerek siyasi bir ayaklanmaya (1850-1864) dönüşerek Çin’i derinden sarsan, 20 milyon Çinlinin ölümüne yol açan, Hong Xiuquan’ın önderliğindeki Taiping Cennet Krallığı Devrimi hem sömürgecilerle işbirliği içindeki Qing hanedanını sarstı; hem de derebeylik rejiminin temel taşlarını yerinden oynattı.

Boxer ayaklanması

Çin’in içine düştüğü zafiyet, Çin’e bağlı bir krallık olan Kore üzerinde Japonya’nın hak iddia etmesine ve 1894’de Çin-Japon savaşına yol açtı. Ağır bir yenilgiye uğrayan Çin, Şimonoseki Barışı ile Japonya’ya önemli ödünler verdi. Japonya’nın Uzakdoğu’da güçlenmesi istemeyen Avrupa devletleri ve Rusya duruma müdahale ederek söz konusu anlaşmanın hükümlerini Çin lehine düzelttiler.

Ancak, bu yardımların bedelini Çin çok ağır ödedi. Rusya, İngiltere ve Fransa Çin’in ekonomik önem taşıyan bölgelerini işgal ederek Çin’i bölüştüler. Bu durum, Çin’de milliyetçi duyguları kamçıladı.1870 yılında gizli olarak kurulmuş bulunan dinsel nitelikteki Boxer Cemiyeti Qing hanedanına karşı mücadele vermekte iken, Çin’in parçalanmasından sonra yabancı güçlerin ülkeden atılması için mücadeleye başladı. Ayaklanmadan büyük rahatsızlık duyan İtalya, ABD, Fransa, Avusturya-Macaristan, Japonya, Almanya, Birleşik Krallık ve Rusya “Sekiz Devlet İttifakı”nı kurdular. 14 Temmuz 1900 tarihinde 54 bin kişilik birleşik bir orduyla Tianjin’deki ayaklanmayı bastıran Sekiz Devlet güçleri, Pekin’i ele geçirdi. İmparatorluk ikametgâhı olan Yasak Şehir’i yağmaladı ve Çin’e ödenmesi mümkün olamayan bir zarar tazminatı yükleyerek, 1899’da başlayan ve 2 yıl süren ayaklanmayı çok kanlı biçimde bastırdı.

Devrimler çağı…

Artık taşlar yerinden tamamen oynamıştı… 20.yy. tüm dünya için olduğu gibi Çin için de devrimler çağı oldu. Dr. Sun Yat-Sen (1) önderliğindeki 1911 burjuva demokratik devrimi işbirlikçi Qing Hanedanı’na tamamen son verdi. Çin’i 2000 yılı aşkın bir süre yönetmiş olan monarşik sistem, Çin Cumhuriyeti geçici hükümetinin kurulması ile son buldu. 1911 Devrimi, modern Çin tarihinde büyük önem taşır. Ancak, 1911 Devrimi’nin olumlu sonuçları, Çin burjuvazisinin verdiği tavizler nedeniyle ortadan kalktı ve ülke, içeride istibdada, dışarıda ise bağımlılığa mahkûm edildi. Çin halkı bu devrimden pek bir şey anlamamıştı. Sun Yat-Sen’in 1925’te ölümü ile Kuomintang’ın (Çin Milliyetçi Partisi) başına geçen Çan Kay Şek geçti. Bu süreçte 1917 Ekim Devrimi Çin’de derin yankılar uyandırdı. İlerici Çin aydınlarında bağımsızlık, adil bir bölüşüm, planlı bir ekonomik gelişme için Marksizm’in Çin devrimini başarıya ulaştırabilecek yegâne çare olduğu bilinci oluşmaya başladı. Ekim Devriminden etkilenen Çin aydınları “4 Mayıs Hareketi”ni başlattı. Bu emperyalizm ve feodalizm karşıtı hareket, sosyolojik anlamda köylülük karakteri ağır basan Çin emekçilerinin dinamizmini canlandırmayı ön planda tuttu. Hareket, devrimin yaygınlaşarak Çin halkının devrimci pratik ile birleşmesine imkân verdi. Çin Komünist Partisi’nin ideolojisi ve kadroları bu pratik içinde oluştu. 1921’de bu kadrolar Mao Zedong, Dong Biwu, Chen Tanqui, He Shuheng, Wang Jinmei, Deng Enming gibi öncüler Şanghay’da I.Ulusal Kongre’yi düzenleyerek Çin Komünist Partisi’ni kurdular. Bu tarihten itibaren Çin devrim süreci yeni bir görünüm ve ivme kazandı.

Çin halkı, ÇKP’ nin önderliğinde 28 yıllık çetin bir mücadele sürdürdü. Bu çetin mücadele, Çin Devrim Tarihinde dört döneme ayrılır: Kuzeyde Mahalli diktatörlere karşı savaş (1924-1927), Çiftçi Devrimi Savaşı (1927-1937), Japon Savaşı (1937-1945) ve Kurtuluş Savaşı (1945-1949). Bu son savaş, Çan Kay Şek liderliğindeki Kuomintang iktidarına son verdi. Çin Tayvan ve bir kaç ada dışında bugünkü sınırlarına ulaştı.

Çin-Japon savaşında itibar kaybetti

Bu süreçte, Kuomintang’ın başına geçen Çan Kay Şek Kuzey Seferi’nde Çin’i yerel egemenlere karşı birleştirerek 1928 yılında Çin Cumhuriyeti’nin lideri olmasına karşın Çin-Japon Savaşı’nda itibar kaybetmiş. Çin İç Savaşı’nda ise (1927-1949) Devrimciler karşısında başarısızlığa uğramış, hükümetini Tayvan’a taşımak zorunda kalmış; burada hayatını Milliyetçi Çin Cumhuriyeti’nin Başkanı olarak sürdürmüştür.

http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/noyan-umruk/42719-noyan-umruk-cin-izlenimleri-iii-yakin-cin-tarihi-ayaklanma-ve-devrimler-tarihidir.html

Diyeceksiniz ki memleket keşmekeş içerisinde, bu adam hâlâ Çin’i yazıyor. Evet yazıyorum. Yıllardır aklı başında olan adamlar yazıyor, konuşuyor, anlatıyoruz bu gidişat, gidişat değil diye… Bir tuhaf adamın iki dudağı arasındaki iç, dış ve sosyoekonomik politikalarla ülkeyi getirdiği hale bakın…

Perşembenin gelişi çarşambadan belli değil mi? Şimdi sadece Çarşamba’yı değil, tüm memleketi sel almakta…

Yüzlerce emekçi biçare serçeler gibi can vermekte… Ülke, haydutlarla sarmaş dolaş olarak, diplomatlarını, vatandaşlarını onlara rehin edenlerin aymazlığı ile Ortadoğu bataklığına saplanmakta…

Acz içine düşmüş güvenlik güçleri, yerlerde sürünen Albayrak bütün bunların üzerine tüy dikmekte…

Bir türlü doymak bilmeyen hazret ve şürekâsı ise HES’ler, köprü, havaalanı, kanal falan korkunç rantlar peşinde…

Ve de medet umulan ABD, NATO “Vakti ile yediğin hurmalar, bizi niye ırgalar…” diye mırıldanmakta…

Bir de bu utanmaz adam cumhurun başı olacak ha… Evet, bu ülke tüm kurumları, aydınları, muhalefeti ve halkı ile yetti gari deyip ayağa kalkmadıkça ben Çin’i yazmaya devam ediyorum.

ÇİN HALK CUMHURİYETİ’NİN KURULUŞ DÖNEMİ

Kurtuluş Savaşı sonrası, tüm siyasi partiler, halk örgütleri, partili olmayan demok-

ratlar ve toplumun tüm kesimlerinden temsilcilerin katılımı ile Çin Halk Siyasi Danışma Konferansı’na (ÇHSDK) sahne oldu. ÇHSDK, geçici bir anayasa ve Ortak Program hazırladı, Merkez Halk Hükümet Konseyi’ni ve bu konseyin başkanı olarak da Mao Zedong’u seçti, Zhou Enlai’yı Başbakan ve Dışişleri Bakanı olarak atadı. 1 Ekim 1949’da büyük kuruluş töreni ile Tiananmen Meydanı’nda Başkan Mao Zedong, Çin Halk Cumhuriyeti’nin resmen kurulduğunu ilan etti.

Bundan sonraki üç yıl ekonomik iyileşme dönemi oldu. Çin ulusu savaşın yaralarını sarmak ve ekonomiyi güçlendirmek için “sıkı” çalıştı. Sınai üretim birimleri kollektifleştirilmeye başlandı ve feodaliteye son verildi, tarım arazileri toprak ağalarından alınarak az toprağı olan ya da hiç olmayan köylülere dağıtıldı.1952 sonuna gelindiğinde Çin’in mali ve ekonomik durumunda, temel sınaî ve tarımsal üretiminde önemli iyileşmeler kaydedilmişti.

PLANLI DÖNEM BAŞLIYOR

1953-1956 döneminde ekonominin kapsamlı bir şekilde sosyalist dönüşümü başlatıldı. Köylüler, esnaf, zanaatkârlar üretici kooperatifleri kurmaya özendirildi. Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1953-1957), planlanandan önce tamamlandı. Çin, daha önce ülkede mevcut olmayan sanayileri kamu yatırımları ile geliştirerek uçak, otomobil, ağır makineler, elektrik üretim donanımı, metalurji ve madencilik donanımı, yüksek kalitede alaşımlı çelik ve demir dışı metaller üretmeye başladı.

1957’den 1966’daki Kültür Devrimi’nin başlangıcına kadar olan on yıllık dönem, Çin’in sosyalist yapılanmayı iyice hızlandırdığı dönem oldu. Bilimsel ve Teknolojik Kalkınma Planı (1956-1967) 1962’de, planlanandan beş yıl önce tamamlandı. Bu alanda, özellikle atom enerjisi, jet teknolojisi, bilgisayarlar, yarı iletkenler ve otomatik kumanda alanlarında ilerleme kaydedildi. Bu dönemde toplam sınai sabit değer dört kat, ulusal gelir, sabit fiyatlarla yüzde 58 oranında artış gösterdi. Çelik, kömür, ham petrol, elektrik ve metal tezgâhları gibi önemli sınai ürünlerin imalatı, birkaç kat hatta bazı durumlarda on kat arttı. Ayrıca elektronik ve petro-kimya yanında büyük ölçekli tarımsal sermaye yatırımları ve teknolojik dönüşüm başladı. Tarımda kullanılan traktör ve suni gübre kullanımı 6 kat arttı.

Bu dinamik dönemde, 1958 yılında girişilen ” Büyük Atılım ve Halk Komünü Hareketi” ile gerçekçi olmayan düzeyde hızlı üretim ve yüksek hedeflerini benimsenmesi, hızla sonuç almak sabırsızlığıyla -Sovyetler Birliği’nde de izlenen- sosyalist gelişme modellerinin klasik tuzağına düşüldü.

Siyaset alanında da sosyalizmin bir an önce yerleştirilmesi endişesiyle 1957 yılında başlatılan ideolojik mücadelenin kapsamı abartıldı. 1959’da Parti içinde sağ sapmaya karşı başlatılan mücadele demokratik yaşama büyük zarar verdi.

Bu hatalar, ülke ekonomisinin 1959 ile 1961 yılları arasında ciddi güçlüklerle karşılaşmasına yol açtı. Bu gidişatı düzeltmek için hükümet, faturasını tamamen emekçi kitlelerin ödeyeceği “Yeniden Güçlendirme ve İyileştirme Programını” uygulamaya koydu. Ancak, yığınların özverisine rağmen yeterince iyileşme sağlanamayınca, siyaset ve ideoloji de bundan etkilenince geldik Kültür Devrimi’ne… Devam edeceğiz…

http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/noyan-umruk/43400-noyan-umruk-cin-izlenimleri-iv-cin-halk-cumhuriyetinin-kurulusu.html

Bugün Çin yakın tarihinin 1966-1976 yılları arasındaki en karmaşık dönemini objektif bir üslupla özetlemeye çalışacağız.

1960’ların başlarında SSCB ile Çin arasında ortaya çıkan gerginlikler sırasında Bolşevik Devrimi’nin amacından uzaklaştığı kanısına varan Mao, Çin’in de aynı hatalara düşmesinden çekiniyordu. Mao’yu Kültür Devrimi’ni başlatmaya yönelten bir başka neden de bir kısım arkadaşlarının Büyük Atılımın neden olduğu ekonomik çöküntüden kurtulmak amacıyla uyguladıkları programlara karşı duyduğu kuşku ve devrime karşı olanların Parti, hükümet, ordu ve entelektüel çevrelere sızdıkları ve de kendi etkinliğinin yıprandığı düşüncesiydi.

Çin Kültür Devrimi ya da tam adıyla Büyük Proleter Kültür Devrimi ile “devrimci coşkuyu canlandırmak” amacındaki Mao, mücadelesini ÇKP’nin dışına taşıdı; öğrencileri “ülkeyi diktatörce yönetenlere karşı ayaklanmaya” çağırdı. Çin Kültür Devrimi, milyonlarca insanın hareketlenmesi ve Pekin, diğer önemli Çin kentlerinde devasa gösterilerle başladı.

Eğitim sistemine tepki duyan üniversite ve lise öğrencileri, Mao’nun çağrısına uydular. İlk hedef okulların yöneticileri oldu. Öğrenciler, okul yöneticileri ve bir kısım yerel yöneticileri hatalarını itiraf etmeye zorladılar.

Eğitim sistemi durdu. Öğrenci yığınları, Mao’yu görmek için Pekin’e akın etmeye başladı. Mao efsaneleşti. “Kalplerimizdeki kızıl güneş” Mao’nun yeni adı idi. Mao’nun merkezden başlattığı hareket, yerel düzeyde öğrenci hareketine kuşku ile bakan, mavi ve beyaz yakalı emekçilerden oluşan Kızıl Muhafızlar yapılanmasına yol açtı.

Mao’nun “Feodalizmi yıkın” direktifi, boyut ve amacını aşarak sanat eserlerinin parçalanmasına, klasik müziğin yasaklanmasına, mabetlerin yıkılmasına, kitapların yakılmasına kadar vardı. Mücadele derinleşip kızıştıkça, Kızıl Muhafız örgütlerinin sayıları da artıyordu.

1967’de işçi sınıfı kendi taleplerini dile getirerek resmen mücadele alanına çıktı. Ocak 1967’de Şanghay’daki büyük grev, kısa sürede ülke sathına yayıldı.

İŞ KONTROLDEN ÇIKINCA…

Giderek derinleşen kaos sonucunda, Mao, Kültür Devrimi’nin sona erdiğini ilan etti. Zaten bürokrasinin önemli bölümü tasfiye edilmiş, artık görev tamamlanmıştı.

Ancak “Kültür Devrimi” Mao’ya rağmen bitmedi. Ülke savaş alanı gibiydi. 1967’de Mao, istikrarı sağlayabilecek tek güç olan orduya yöneldi. Kızıl Muhafız örgütlenmesinin yerine hızla Yerel Devrimci Komiteler kurulmaya başlandı. Bu komiteler ordunun denetimi altındaydı. Grev ve sokak hareketleri sona erdirildi. Ama hâlâ Pekin’den gelen emirler yerine getirilemiyordu, çünkü ordu da toplumun diğer kesimleri gibi parçalanmıştı.

Ordu iktidarı paylaşmaya başladı. Birçok ilde garnizon komutanları vali olarak atandılar. Yeni yönetim direnmeye çalışan Kızıl Muhafız gruplarını dağıtmaya başladı. Kızıl Muhafız gençler kırsal alanlara gönderildi.

DRAMATİK SON…

Kültür Devrimi boyunca yaşanan insan kaybı akıl almaz boyutlara ulaştı. Bir milyona yakın insan hapse atıldı; çok daha fazlası kırsal alanlara sürgüne gönderildi.

Çin ekonomisi darbeler yedi. On yılda ulusal gelir yaklaşık 500 milyar yuan geriledi. Bununla birlikte zorlanmış bir gelişme modeli ile sektörel başarılarda elde edildi. Hububat rekoltesi yüzde 34 arttı. Sanayi, bilim ve teknolojide önemli gelişmeler kaydedildi. Demiryolu ulaşımı geliştirildi ve uzaya uydu gönderildi.

Kültür Devrimi, artık kargaşadan bıkan emekçi kitlelerin de giderek desteğini kaybetti. Parti içi bölünme daha da hızlandı. 1970-71’deki darbe girişimleri başarısızlığa uğrayan Lin Biao, yurtdışına kaçarken öldü. Bunun üzerine Kültür Devrimi ve öncesi değerler arasında bir sentezle restorasyon süreci oluşturmaya çalışan Başbakan Zhou Enlai ve yardımcısı cüce Deng’in çabaları “Dörtlü Çetenin”(1) saldırıları ile başarısızlığa uğradı; Zhou Enlai’ın 1976’da ölümü Tiananmen Meydanı’nda kitlesel yas gösterilerine dönüşünce Mao, Deng’i de görevden alarak merkezci kişiliğiyle tanınan Hua Guofeng’i göreve getirdi.

İşte bu belirsiz ortamda 9 Eylül 1976’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Çin tarihinin en önemli lideri Mao’nun ölümü ile Kültür Devrimi tamamen son bulurken, ülke günümüze değin uzanacak yeni bir döneme giriyordu…

(1) Kültür Devrimi’nin sürdürülmesinden yana olan grup.

http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/noyan-umruk/44030-noyan-umruk-cin-izlenimleri-v-kultur-devrimi.html

Mao’nun ölümü ile Kültür Devriminin sona ermesi, Çin tarihinde yeni bir dönemin başlangıcını oluşturdu. ÇKP, Temmuz 1977’de Deng Şiaoping’i uzaklaştırıldığı bütün Parti ve hükümet görevlerine iade etti.

CÜCE DENG’İN BÜYÜK

DÖNÜŞÜMÜ…

İlk aşamada Mao’nun karısının da yer aldığı “dörtlü çete” denilen grubu tasfiye eden Deng, 1978’den itibaren Mao’nun inşa ettiği sistemi esnetecek tarzda, siyasi liberalleşmeyi ve pazar ekonomisine tedrici geçişi öngören bir dizi ekonomik ve siyasi reformu uygulamaya geçirmeye başladı. “Modernleşmeye” öncelik verildi. Ekonominin dünya ile entegre olabilecek şekilde yeniden yapılandırılması ve siyasi sistemin buna göre ıslah edilmesi temel amaç oldu. Çin, kendi tabirleri ile sosyalist modernleşmeyi, kendi genetiğine uygun biçimde sürdürecek bir yola aşamalı olarak girdi. Ekonomik gelişme yabancı sermaye girişlerine endekslendi.

Çin’de yaşanan köklü değişimler Deng’in çağdaşları Carter, Nixon, Kraliçe II. Elizabeth’den ilgi ve destek gördü. Çin’in her yanı Time dergisi’nce yılın adamı seçilen Deng’in heykelleri ve billboard’larıyla donatıldı.

Ne var ki; Deng tepkilere aldırmadan reformlarını sürdürürken, 1989 yılı geldiğinde farklı istemleri olan iki grubun oluşturduğu ciddi bir muhalefetle karşı karşıya geldi.

Birinci grup, reformların yeterince ileri götürülmediğini ve Çin’de siyasal sistemin reformdan geçmesi gerektiğini, ekonomik reformların yalnızca çiftçilerle fabrika işçilerine yönelik olduğunu, entelektüellerin gelirlerinin geride kaldığını düşünen, ÇKP’nin elinde tuttuğu siyasal ve toplumsal yetkiler hakkında endişe duyan, Gorbaçov’un Glasnost’u doğrultusundaki siyasi liberalleşmeden etkilenen öğrenciler ve aydınlardan oluşuyordu.

İkinci grup ise, toplumsal ve siyasal reformların fazla ileri gittiğini düşünen sanayi işçileri ve sosyalistler bulunuyordu. Ekonomik kontrolün gevşetilmesi enflasyona ve işsizliğe neden olmuştu.

TİANANMEN OLAYLARI

Bu iki grubun birleşmesi ile Çin ‘de 1989 15 Nisan- 4 Haziran’ı arasında meydana gelen, öğrencilerin, aydınların ve işçilerin önderliğinde gerçekleşen gösterileri ve ardından yaşananları ifade eder. Gösterilerin odak noktası Pekin Tiananmen Meydanı, etki alanı ise Urumçi, Şangay, Hong Kong gibi şehirler başta olmak üzere tüm ülke sathıydı.

Protestoları büyük ölçüde ÇKP eski genel sekreteri Hu Yaobang’ın ölümü ateşledi. Hu, “hızlı reformlar ve Maoist aşırılıklar” yönündeki eleştirileri üzerine Merkez Komite tarafından istifa ettirildi. Ancak 15 Nisan 1989’da kalp krizi yüzünden ölünce, öğrencilere, onun için tutulacak yası da aşarak “itibarının iadesi” isteklerini dillendirmek ve 1986-87 yıllarının önemli meselelerine ve hatta 1978 -79 protestolarına bir kez daha dikkat çekmek için bir araya gelmeleri yönünde mükemmel bir fırsat sundu.

4 Mayıs’ta yaklaşık olarak 100,000 öğrenci ve işçi, özgür bir medya ve yetkililerle seçilmiş öğrenci temsilcileri arasında resmi bir diyalog kurulması talepleriyle Pekin’de yürüyüş yaptı. Hükümet, sadece partice atanmış öğrenci temsilcileriyle görüşmeyi kabul ederek bu diyalog talebini geri çevirdi.

Öğrenciler eylemlerini güçlü tutmak ve ivme kaybının önüne geçmek için açlık grevi düzenlenmesine karar verdiler. Katılan sayısı bini aşan açlık grevi öğrencilere geniş destek sağladı. Pekin halkı grevciler için yürüyüşe geçti. Öğrenciler sadece kendi kişisel çıkarları için değil, Çin halkı için kendilerini kurban ediyorlardı.

Hükümetin dağılma çağrılarına protestocuların meydan okumasının ardından, ÇKP’nin içinde protestoculara karşı nasıl bir tutum takınılacağı konusunda fikir ayrılığı baş gösterdi. Sonunda sertlik yanlısı bakış açısı galebe çaldı.

20 Mayıs’ta sıkıyönetim ilan edildi ve 3 Haziran’ı 4 Haziran’a bağlayan gece tank ve piyade birlikleri Tiananmen Meydanı’na boy gösterdi. 1989’da ne Çin Ordusu’nun, ne de Pekin polisinin yeterli müdahale donanımı vardı. Kullanılan bütün mermiler gerçekti. Ölen sivillerin sayısı resmi rakamlara göre 23, CIA’ye göre 400 – 600, Çin Kızılhaç’ına göre 2600. Yaralı sayısı ise genel kabule göre 7000 -10000 arasındaydı. Uygulanan şiddetin ardından, hareketin kalan unsurlarını baskı altına almak amacıyla geniş çaplı tutuklamalar yapıldı. Yabancı basın yasaklandı, basında olayların ele alınışı üzerinde katı bir denetim geliştirdi. Harekete sempati duyan Parti üyeleri tasfiye edildi, ev hapsine alındı. Tiananmen Meydanı’ndaki gösterilerin şiddetle bastırılması sonucunda, Çin, uluslararası kamuoyunda yaygın bir şekilde kınandı ve itibar kaybetti.

Artık, cüce Deng’in de sonu gelmişti…

http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/noyan-umruk/44701-noyan-umruk-cin-izlenimleri-vi-kuresellesme-cagi-ve-ideolojik-donusum1980-2000.html

—-

Tiananmen olaylarında zirveye tırmanan ve bir ölçüde sürmekte olan tepkiler nedeni ile Deng, 1992 yılında tüm idari görevlerinden emekli edilmesine rağmen ölümüne kadar (1997) perde arkasından, vitrinde gözükmeden etkisini sürdürdü. Bu dönemde Çin, öngörülen ideolojik ve ekonomik dönüşüme(1) uygun düşen kurumsal uyum sürecine girdi.

UYUM SÜRECİ VE AKTÖRLERİ

Dolayısıyla Deng sonrasında ilk kez Çin’in siyasi yapısının kişilere bağımlı olmadan sarsıntısızca işlediği görüldü. Bu işleyiş 2002 ve 2003 yıllarında yapılan görev değişikliklerinde yaşandı. Örneğin; Çin siyasi tarihinde belki de ilk kez Jiang Zemin, 2002 yılında önce ÇKP Genel Sekreterliği’ni, 2003 yılında da Cumhurbaşkanlığını halefi Hu Jintao’ya sessizce devretti. Yine 2003 yılında Wen Jiabao, sistem içerisinde iki numaralı koltuk olan Başbakanlık koltuğunu Zhu Rongji’den devraldı. Böylece en üst kadrolar hiçbir sıkıntıyla karşılamadan yeni yöneticilere devredilmiş oldu. Bu durum, Çin’deki devlet yapısının kurumsallaştığının, güçlü, karizmatik liderler yerine tercih edilen sosyoekonomik politikaları benimsemiş kadrolarla yönetilme tercihinin açık işareti olarak değerlendirilebilir. Çin’de siyasi kurumların işleyişi ve kararların hangi süreçler sonrasında nasıl alındığı, uzmanların yoğun bir şekilde çalıştıkları çok ilginç araştırma alanı… Klasik demokratik süreçler yaşanmaksızın en üstten en alta kadar tüm siyasi ve idari kadroların istikrarlı bir şekilde el değiştirmesi Çin’in siyasal sisteminin hem ilginçliğini, hem de kendine özgü (sui generis) niteliğini ortaya koyuyor.

KUVVETLER BİRLİĞİ

İktidara egemen olan ülkenin tek siyasi gücü Çin Komünist Partisi (ÇKP), sistemin tartışmasız tek ve en etkili oyuncusu konumunda. Ülke nüfusunun % 5’ine tekabül eden yaklaşık 75 milyon üyesiyle ÇKP, dünyanın en büyük siyasi partisi unvanını elinde tutuyor. ÇKP üyeliği, “eşitler arasında birinci” yaklaşımı ile insanlar için bulundukları katmana ve birikimlerine göre mesleki kariyerde ilerleme, toplumsal statüde yükselmeyi ifade ediyor. Parti üyeliği uzun yıllar boyunca günlük yaşamda da büyük bir itibar sağlıyordu. Ancak ekonomik dönüşüm ve “modernleşme” ile değişen tüketim alışkanlıklarına bağlı olarak “gelir düzeyinin” de Çin toplumunda sosyal statüyü belirlemek açısından önemli bir etken olmaya başladığı izleniyor.

Çin’de yasama ile ilgili organ Ulusal Halk Kongresi. Ülkenin dört bir tarafından, 5’i özerk (Sincan-Uygur, Tibet, İç Moğolistan vb.) 28 eyalet, Pekin, Şangay gibi doğrudan merkeze bağlı yerel yönetimler, Hong Kong, Macau gibi özel yönetim bölgelerinden kendi yöntemleri ile seçilerek gelen yaklaşık 3 bin temsilcinin katılımıyla yılda bir defa 2-3 hafta süren görüşmeler için toplanan kongre, bu süre içerisinde 150 üyeli Yürütme Kurulu tarafından hazırlanmış karar tasarılarını sadece kabul ediyor. Bu yüzden Ulusal Halk Kongresi demokratik sistemlerde parlamentonun üstlendiği görevi üstlenmek yanında daha çok bir meşruiyet organı işlevini üsleniyor.

Yürütme yetkisi başbakan, 32 bakan veya bakan seviyesindeki komisyon başkanları, genel sekreter ve temsilcilerden oluşan hükûmete ait. Aslında Çin’deki tüm kurum ve kuruluşlarda yer alan parti temsilcileri ülke ve halkın çıkarları ile ilgili kritik kararların alınmasında etkin pozisyonda.

Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ise, geleneksel olarak aynı zamanda ÇKP Genel Sekreterliği görevini yürütüyor. Yürütmenin diğer bir ayağı olan devlet başkanı ulusal kongre tarafından dört yıl için seçilmekte.

Yargı da mesafeli ve çatışmadan uzak bir tavır içinde bu yapılanma içinde varlığını sürdürmekte.

Dolayısıyla tüm bu dönüşüm ve yapısal uyum süreçleri ile birlikte Çin’de, önemli ve kritik karar alma mekanizmalarındaki kilit aktör ÇKP’nin rejimin koruyucusu ve kollayıcısı olarak yasama ve yürütme organlarına paralel bir yapılanma oluşturup, tüm kurumları “kırmızı çizgilerde” denetlediği görece ılımlı bir ‘Kuvvetler Birliği” sistemi yürürlükte…

(1) Çin Ulusal Kongresi, Şubat 1978’de, 1985 yılına kadar gerçekleştirilecek “Dört Modernizasyon Programı”nı kabul etti. Bu program ile; tarım, endüstri, bilim, teknoloji ve savunma alanlarının, 1985’e kadar çağdaş şartlara kavuşturulması öngörülmekteydi. Fakat, programın maliyeti 600 milyar doları aşmakta idi. Bu maliyet, Çin yönetimini, Ricardo’nun “Karşılaştırmalı Maliyetler” kuramına koşut bir tercihle, görece oldukça düşük işgücü maliyetleri-ücretler avantajından yararlanarak yabancı sermaye girişlerini özendiren kontrollü bir piyasa ekonomisi tercihine yöneltti. Bunda da kendi paradigması içerisinde başarılı olmuş görünüyor…

http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/noyan-umruk/45171-noyan-umruk-cin-izlenimleri-vii-21-yy-da-cin-ideolojik-donusumden-kurumsal-uyuma.html

Çin, kurumsal uyum sürecini ulusal düzeyde kendine özü biçimde sürdürürken (1), bölgesel ve küresel boyutlarda da yine kendine özgü ve ulusal çıkarları doğrultusundaki atılımlarını hızlandırdı. Bunlardan en önemlisiŞanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) oldu. ŞİÖ’nün oluşmasında Çin’in girişimleri büyük rol oynamıştır. 1990’lı yılların başında Çin’i böyle bir tercihe iten etmenler şunlardı: (2)

Sınır güvenliği ve Soğuk Savaş sonrası stratejik ortam: 1989 yılından beri Sovyetlerle sınır anlaşmazlıkları görüşmelerini sürdüren Çin, Sovyetler ‘in dağılması üzerine sınır bölgelerinde istikrarı sağlama amacıyla yeni kurulan cumhuriyetler ile de diyaloglarına devam etmişti.

Soğuk savaşın ardından ABD’nin tek süper güç olarak sahnede yerini alması Çin’i yeni dengeler aramaya, stratejik ortaklık arayışlarına girişti. 1992’de “iyi komşuluk” politikasıyla başlayan diyalog, Nisan 1996’da Şanghay görüşmelerinde “Rus-Çin stratejik ortaklığının” ilanı ile devam etmiş, 1997’de Jiang Zemin’in Moskova ziyareti sırasında ortak bir bildiri ile “dünyada çok kutupluluğun desteklenmesi” amacının vurgulanması ile perçinlenmiştir.

Büyüyen Çin’in devasa enerji ihtiyacı: Ekonomisinin hızla büyümesi Çin’in enerji ve özellikle petrole olan bağımlılığını iyice artırmış; Körfez’ebağımlılığı azaltma arayışları, özellikle Rusya ve Kazakistan ile petrol boru hattı konusunda bir dizi anlaşmayla sonuçlanmıştı. Nitekim 2014 yılına gelindiğinde Çin, Rusya ile gelmiş geçmiş en ciddi ve büyük (100 milyar dolarlık) bir enerji anlaşmasını imzalayarak tüm dünyanın dikkat ve ilgisini üzerine çekmiştir.

Batı Çin’in gelişmesi: Deng ‘in belirlediği reform ve dışa açılma projeksiyonu ile 1978’ten itibaren ülkenin doğu sahillerinde görülür bir gelişme kaydedilmesine rağmen, Sincan Uygur Özerk Bölgesi, İç Moğolistan, Tibet Özerk Bölgesi gibi batı bölgelerinde kayda değer bir gelişme hızına ulaşılamamıştır. Çin Orta Asya ve Rusya ile karayolu, demiryolu ağını geliştirerek, bölge ticaretini ve ekonomik gelişimini bu bölgelere de yayma çabasına girişti. 2000 yılında Devlet Konseyi tarafından resmen onaylanan Batı açılım projesi de bu doğrultuda hazırlandı.

Örgütün Gelişme Süreci ve Misyonu: ŞİÖ adını örgütün ilk toplandığı Şangay kentinden alır. Çin Halk Cumhuriyeti(ÇHC), Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın 1996’da yılında oluşturdukları yapılanma Şanghay Beşlisi olarak anılıyordu.

26 Nisan 1996’da Şanghay’da toplanan beş ülkenin Sınır Bölgelerinde Askeri Güvenin Derinleştirilmesi Anlaşmasını imzalamasıyla Şanghay Beşlisi kurulmuş oldu.

Şanghay Beşlisi yıllık görüşmeleri sırasıyla 1998’de Almaata’da, 1999’da Bişkek’te, 2000’de ise Duşanbe’de yapıldı.

2001 yılında ise görüşmeler ŞİÖ’nün kuruluşu ile sonuçlandı. Rusya, Çin, Kazakistan, Tacikistan, Kırgızistan kurucu üyelikleriyle oluşan örgüt,aynı yıl Özbekistan’ın katılımıyla üye sayısını altıya çıkarttı.

Haziran 2001’de üye devletler Saint Petersburg Zirvesinde örgütün amaç, prensip, yapı ve işleyişini belirleyen ŞİÖ Beyannamesini imzaladı. Ayrıca zirvede bir “anti-terör ajansı”nın kurulmasını öngören bir anlaşma daha imzalandı.[3]

ABD karşıtı ilk ciddi adım, 2005’te atıldı. ŞİÖ zirve toplantısında, ABD’ye Orta Asya’daki askeri varlığına son verme çağrısı yapıldı. Bunun üzerine, Özbekistan’daki ABD askerleri ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

2007 Bişkek Zirvesi’nde, Putin’in “Tek kutuplu dünya kabul edilemez.” açıklaması örgütün misyonunu özetlemektedir.

Ağustos 2007’de ŞİÖ’ye üye altı ülke, Rusya’nın Ural Dağları’nda ‘Barış Misyonu 2007’ adıyla ortak bir askeri tatbikat gerçekleştirdi.

Hindistan, İran, Moğolistan ve Pakistan’ın gözlemci olarak bulunduğu örgüt, ilk başvurusunda üyeliğine pek sıcak bakmadı ise de Türkiye’yi 2012’de Şangay İşbirliği Örgütüne (ŞİÖ) “Diyalog Ortağı” olarak kabul etti. Katılım sonrası kararı değerlendiren Çin akademisyenleri ve Rus analistleri bu kararın hem ŞİÖ, hem de Türkiye açısından bir devrim niteliğinde olduğunu belirttiler. Doğal olarak bundan sonraki süreç, Türkiye’nin tavrına ve uluslararası arenadaki konum ve tutumuna bağlı…

(1) Umruk; “Çin izlenimleri(vıı): 21 yy. da Çin-ideolojik dönüşümden kurumsal uyuma…” Aydınlık G.; 06.07.2014

(2)Prof. Dr. Turgut Turhan, “Parlayan Küresel Güç Çin ve Kıbrıs”, Gazimağusa 2009, 37 s.

http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/noyan-umruk/45839-noyan-umruk-cin-izlenimleri-viii-kuresellesme-surecinde-cin-girisimleri-sio.html

Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) oluşturulması ve geliştirilmesine önayak olarak (1) güvenlik, ekonomik ve kültürel alanlarda bölgesel olarak “ipini sağlam kazığa bağlayan” Çin, 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütüne (DTÖ) üye olarak karşılaştırmalı üstünlüklere sahip devasa ekonomik potansiyelini küresel düzeye taşımış, küresel rekabete açmıştır.

DTÖ üyeliği ve dışa açılma sürecinin Çin ekonomisi üzerindeki etkileri:

Çin’in 2001 yılında DTÖ’ye üye olması, sadece Çin ekonomisini dünyanın merkezine oturtmakla kalmamış, küresel pazarda dans eden tüm ülkeleri rekabet açısından pek de hoş olmayan sürprizlerle karşı karşıya bırakmıştır.

2001 yılında bu üyeliğin hızlı bir ivme kazandırdığı küresel entegrasyon, Çin’in %8’lerden aşağı düşmeyen büyüme hızıyla birlikte doğal olarak dünya ticaretindeki ağırlığını da hızla artırmıştır. Bu tarihten itibaren özellikle ihracattaki yüksek artışın etkisiyle dış ticaret hacmi 2002’de 325.6 milyar dolar olan ihracat 2010’da 1577.9 milyar dolara ulaşmıştır. Bu oranla Çin, dünya ihracatının yaklaşık %9-10’unu gerçekleştirmekte ve dünyanın ikinci en büyük ihracatçısı konumunda bulunmaktadır. İthalat açısından da benzer bir durum söz konusudur. Çin 2010’da 1394.8 milyar dolarla dünya ithalat hacminde yaklaşık %7’lik bir paya sahiptir. Çin’in son yıllarda hammadde talebinde -özellikle petrol başta olmak üzere enerji- yoğun bir artış görülmektedir. Uluslararası Enerji Ajansı’nın tahminlerine göre Çin’in petrol talebi 2030 yılında 9.8 milyon varil/gün’e çıkacaktır. Bilindiği üzere Çin, bu nedenle 2014’de Rusya ile tüm dünyanın dikkatlerini üzerine çeken 100 milyar dolarlık Enerji Anlaşması imzalamıştır.

Çin’in son zamanlarda dış ticarette mal kompozisyonuna bakıldığında, önceki dönemlere göre özellikle ihracat açısından önemli değişikliklerin olduğu görülmektedir. Çin’in ileri teknoloji içerikli ihracatının dünya ileri teknoloji içerikli ihracat içerisindeki payı 2000 yılında %3.5 iken, 2009’da %19.7 gibi oldukça çarpıcı bir orana yükselmiştir. Çin, Başlangıçta en önemli rakibi Japonya’nın yaptığı gibi, geçmiş yıllarda taklit ve kopyalama yoluyla ürettiği ürünleri artık kendisi üreterek “ucuz ve kalitesiz Çin malları” imajını yavaş yavaş silmekte, ileride teknoloji üretme ve ihraç etmede de öncü ülkeler arasında yer alabileceği sinyalini vermektedir. 1990’larda Çin’in ihracatında tekstil gibi emek yoğun mallar ağırlıklı iken, son yıllarda elektrikli makine ve cihazlar, güç oluşum cihazları, optik-tıbbi aletler gibi ileri teknoloji gerektiren ürünler de Çin’den yoğun bir şekilde dünyaya ihraç edilmektedir Bu anlamda Çin beklenildiğinden daha hızlı sofistike olan bir ihracat sepeti oluşturmuştur. Özellikle tüketici elektroniği, bilgisayar ve diğer bilgi teknolojisi ürünlerinin montajı konusunda Çin, gelişmiş ülkeler için önemli bir üretim alanı haline gelmiştir. Öte yandan, Çin’in ihracatındaki hızlı artış, dış ticaret dengesinin son 15 yıldır sürekli fazla vermesi ve özellikle görece düşük işgücü maliyetleri nedeniyle ülkeye gelen doğrudan yabancı yatırımlar döviz rezervlerinin önemli ölçüde artmasına yol açmıştır. Temmuz 2011 itibariyle Çin’in döviz rezervi 3.2 trilyon dolara ulaşmıştır (TÜSİAD, 2011). Bu rezervlerin önemli bir kısmını Amerikan devlet tahvillerine çeviren Çin bu uygulamayla ABD bütçe açığının en önemli finansörlerinden biri haline gelmiştir.

DİĞER BİR DAYANIŞMA: BRICS

BRICS terimi, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın ekonomileri için kullanılır. Meksika da bu ülkelerle dirsek temasındadır.

Ekonomi politik açıdan dayanışma arzusundaki bu ülkeler, okyanusu da aşarak, G20 maliye bakanları ve merkez bankaları başkanları toplantılarında ortak tutum belirlemek ve ekonomik ilişkilerini geliştirmek amacında birleşmişlerdir. Hızlı bir gelişim içerisindeki bu ülkelerin 2050 dünyasında önemli konumlarda olacağı değerlendirilmektedir.

Sonuç:

Günümüzde dünyanın en büyük ticaret hacmine sahip ilk üç ülkesi arasında yer alan Çin’in bu başarısı ve uyguladığı politikalar bütün dünyanın ilgisini çekmekte, bu başarıda ulusal çıkarları ön planda tutan, planlı, denetimli, akıllı genel ekonomi politikalardan kur politikalarına, özel ekonomik bölgelerden, ihracatı teşvik sistemlerine kadar birçok faktörün etkisi olduğu gözlenmektedir.

Darısı başımıza… Eleştiriler ve son bir değerlendirme haftaya…

(1) Umruk; “ÇİN İZLENİMLERİ (VIII): KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE ÇİN -ŞİÖ…” , ” ÇİN İZLENİMLERİ(VII): 21 yy. da ÇİN-İDEOLOJİK DÖNÜŞÜMDEN KURUMSAL UYUMA”…Aydınlık G, 06 ve 13.06.2014

http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/noyan-umruk/46391-noyan-umruk-cin-izlenimleri-ix-kuresellesme-caginda-cin.html

Ortalama Çin insanından, sokakta yaşamayı çok seven, iş çıkışlarında meydanlarda, parklarda kendiliğinden oluşan gruplar halinde stres atmak için müzik eşliğinde spor yapan ya da dans eden Çin insanından bahsediyoruz tabii.

Her şeyden önce, biz Akdeniz insanlarının anlayamayacağı ölçüde sakinler. Tartışmaya girdiğinizde önce makul ve kısa bir cevap veriyorlar; tartışmayı uzatıp, sesinizi yükselttiğinizde ilginç bir şekilde susmayı yeğliyorlar. Tetkik gezisinin önemli bölümü tercihen sokaklarda ve piyade olarak geçirmemize rağmen, bir kez, kendisine çok abartılı bir tarz seçmiş olan bir dilenciye avaz avaz bağırıp götüren bir zabıta memuru hariç, kuralları ihlal eden, birbirleriyle ya da görevlilerle kavga eden, tartışan insanlar göremeyince ülkemizi özledik… Bu durumu, kendimce hem belki tarihi boyunca hanedanlar, daha sonra da İngiliz egemenliği altında yaşamış bir halkın genlerine işlemiş bir öz disiplin, hem de sükûnetle düşünmeyi ve arınmayı öneren felsefi boyutları ile Asya dinlerinin etkisi olarak değerlendirdim.

Tiananmen meydanında zaman zaman bizim Harbiyelilere benzer bir kıfayetle tören geçişi yapan bir bölük askerden ve bazı önemli yerlerde saygı nöbeti tutan askerlerden, Pekin’in marka mağazalarının bulunduğu piyasa caddesinde antika otobüs ve ciplerinin önünde turistlerle resim çektiren birkaç fiyakalı polisten başka, hiçbir yerde asker ve polis görmediğimiz, Batı metropollerinden daha canlı sokakları yabancılarla birlikte dolduran Çin halkı için Youtube ve Twitter’ın hala neden yasak olduğunu ise anlayabilmiş değiliz.

DİN VE ÇİN

Peki Çin insanı dindar mı? Evet… Çünkü, din, ona kolaylıkla gündelik yaşamın gürültü, patırtısından uzak, huzur ve sükûnete içinde rahatlayabileceği, kendisini dinleyebileceği felsefi bir âlemin kapılarını açıyor. Bu nedenle bilinen mimarileriyle tapınaklar dolup, taşıyor.

“Türk” ya da “ Müslüman” olmanız onlar için bir şey ifade etmiyor; tamamen nötr bir durum. Ne Batı ülkelerinde olduğu gibi gözlerin kuşku ile size çevrilmesine yol açıyor, ne de bir zamanlar O.doğu, K.Afrika ve Türk Cumhuriyetlerinde olduğu gibi itibar görüyorsunuz. Giderek, örneğin ne Çin’in önemli şehirlerinden Şian’da bir parkta her akşam Türk halk müziği ritimleriyle Azeri biçemi ile oynayan, bizim de iştirak etmemizden şaşırıp, çok hoşlanan insanlar, ne Müslüman mahallesinde enfes bir kuzu şiş yediğimiz lokantadaki Anadolu folklor kıyafetleri içindeki elma yanaklı Muslin, Salima, Mediha ve Ayça kızlar “Uygur ya da Türkmen” olabileceklerinin farkındaydılar; ne de sizin “Türk’lüğünüz” onlar için bir anlam ifade ediyordu. Müslüman mahallesinde Türkiye’den gelmiş olan birkaç Türk gençle lokanta işleten Uygur genci Muhtar’a bu gözlemlerimizi aktardığımızda ise yanıtı şu oldu:” Özlerini yitirmişler…” Tabii buraları Sincan-Uygur bölgesi değil… Baskı-korku mu dersiniz ya da hayatın doğal akışı mı? Bilemiyorum. Ama bana sorarsanız, hiç de öyle korkar gibi değillerdi. Şian Müslüman mahallesindeki camide rastlaştığımız gezmek için Sincan’dan gelmiş olan aile ise Uygur Türkü olduğunun farkında idi… Türkçe anlaşabildik, hepimiz çok mutlu olduk, Türkiye’yi sordular. Çocukları ellerimizi öptü. Büyük oğullarının ismi Atagan’dı.

Ama Müslümanlık başka… Özellikle eski kentlerde Müslüman mahalleleri ve Çin mimarisine sadık kalınarak yapılmış camiler var… Şian’daki camide şehadet getirerek “müslümanlığımızı kanıtladıktan” (Müslüman olmayanları caminin içine almıyorlar.) sonra kadın erkek birlikte, Çin müziği tınılarıyla Arapça okunan bir duaya katıldık. Bizlere hayret ve memnuniyetle yer açtılar, kendilerinden olmayan insanların duaya katılmaları, âmin demeleri, duadan sonra yüzlerini sıvazlamaları hoşlarına gitti. İşte böyle…

http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/noyan-umruk/46934-noyan-umruk-cin-izlenimleri-x–ilginc-gozlem-ve-degerlendirmeler.html

About Çetin Bayramoğlu

Şairim , insanım.
Bu yazı HAYATIN İÇİNDEN, TARİH içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.