Ahmet Hamdi Tanpınar’ın 27 Mayıs hakkında düşünceleri…

Bir gün tahsilini hür düşünce ve insan cennetinin vatanı olan o diyarlarda yapmış bir Demokrat mebusa rastladım. Laf arasında hiçbir münasebet yokken birdenbire şu cümleyi yumurtladı: ‘‘Son zamanlarda tarihimizde üç büyük adam yetişti. Abdülhamid, Mustafa Kemal ve Adnan Bey.’’ Bulunduğumuz yer ne münakaşaya ne de kavgaya müsaitti. ‘‘Atatürk’ü aradan çıkartsanız iyi olur, dedim; bana böyle bir taviz vermeye mecbur değilsiniz.’’ Bu adam felsefe tahsil etmişti. Tarih bildiğini zannediyordu. Fakat cibiliyeti onun temyiz dediğimiz o büyük hassadan ve değer fikrinden mahrum etmişti.

Demokrat idarenin Abdülhamid’de örnek arayıp aramadığını bilemem. Zaten çoğunluğu tarih bilmezdi. Ve zaten o fasit daireye girer girmez her bildiklerini unuttukları muhakkaktı. Yalnız Adnan Menderes’in Çakıcı Efe’den Abdülhamid’e ve Hitler’e kadar bir yığın örnekleri bulunduğu muhakkaktı. Ve hepsine birden yetişmek isterdi. Son zamanlarda da Kazıklı Voyvoda’yı taklide kalktı. Yazık ki şahsi idare birtakım meziyetler ister.

*

Fakat daha garibi var. Adnan Bey’in kendisi de Atatürk’e benzediğine inanmıştı. Hugo’nun tabiriyle bu ‘‘hırsız feneri’’ kendisini güneş addediyordu. Hiç olmazsa zamanzaman İnönü’nün henüz hayatta olduğunu unuttuğu anlarda.

CELÁL BAYAR- ADNAN MENDERES ÇETESİ

Evet, şahsi idare de, bütün mahzurlarına rağmen bir idare şeklidir. Ve her şeyden evvel şahsiyet denen o büyük çekirdeği ister. Adnan Bey’de bu yoktu. O sahnedeki rolünü benimsemiş, o kıyafette sokağa fırlamış istidatsız bir aktördü. Hayatı kaçma ile geçti. (…) Ne garip Başvekildi ki en büyük propagandasını biçare eğlence kadınlarından dinledik. Türk tarihinde erkekliğinin kudretiyle övülen tek Başvekil, iktidar mevkiini muhafaza için Cumhuriyet Meclisine, ‘‘Siz isterseniz hilafeti de iade edersiniz!’’ tavizini veren adamdır. Biçare bilmiyordu ki bir Millet Meclisi’nin dahi saláhiyetleri mahduttur. Anayasa denen bir şey vardır, onun da arkasında bütün müesseseleriyle bir millet bekler (…) Celál Bayar-Adnan Menderes çetesi İsmet Paşa’da düşman yerine örnek görselerdi, Türkiye şimdi başka bir Türkiye olurdu.

*

Celál Bayar ise sadece komitecidir. Otuz seneden fazla mebusluk, vekillik, başvekillik, devlet reisliği yapmıştır, ama yine komitecidir. Kendisi Çankaya’ya kapanır, Başvekil yurdu ateşe vermek için yollara düşer.

Neticede memleketin temiz evlatları zaruri olarak harekete geçerler. Milli Birlik Komitesi bu Sardanapal taklitlerini çuvala tıkarak Yassıada’ya gönderir.

Demokrat Parti dediğimiz talihsizlikte birkaç mesut hadise vardır. Bunlardan biri şüphesiz ki mücrimlerin hemen hepsinin adaletin elinde olmasıdır.

CEHENNEM AZABI GEREKLİ

Hepsinin hak ettikleri cezaları göreceklerine eminim. Fakat bu cezaların beni ve hiç kimseyi tatmin etmeyeceğine de eminim (…) Sade yaşayanları değil, gelecek nesilleri de mahkum eden bu cürmü kim ve hangi karşılıkla ödeyebilir? İdam cezası mı? Hepimiz öleceğiz. Burada Dostoyevski’nin ve Camus’un o kadar dahiyane bir ısrarla anlattıkları o son anın azabı dahi benim için manasızdır. Kaldı ki milyonlara fenalık eden bu insanları adalet kılıcı teker teker vuracak. Öldükleri zaman da her şey bitecek, ne ıstırap kalacak, ne de bekleyiş… Hapis mi? Bir vatanı hapishaneye çeviren insanların birkaç yıl hürriyetlerinden mahrum oluşu neyi ifade eder? Tek bir insan öldüren katil belki kendi hayatı pahasına bir misilleme olarak bu cürmü ödeyebilir! Fakat milyonlarca insanı ezen, taassup ve cehalet ifritlerini azdıran, cemiyet hayatını altüst eden ve belki de istikbalini tehlikeye sokan bu insanlar için bu cezaların manası nedir? (…) Böyle bir cürüm için din kitaplarının cehennemi, çeşitli azapları lazımdır.

ORDUYA MİNNETTARIZ

Ağzı köpüklü Adnan Menderes, kin çıkını ve Anayasa hırsızı Celal Bayar, hepsi öldürmeye, yakıp yıkmaya ve servet ve sáamanlarıyla kaçmaya her an hazır yaşıyorlarmış. Hayır, biz ordumuza sadece tam yerinde ve zamanında bir kurtarmayı değil, bütün bu unutulmayacak manzaralara da medyunuz. İşi o kadar güzel idare ettiler ki, en cahilimizin bile mahiyetleri hakkında şüphesi kalmadı.


Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan ‘‘Mücevherlerin Sırrı’’ isimli kitapta 27 Mayıs ihtilalinden sonra kaleme alınan yazısı

About Çetin Bayramoğlu

Şairim , insanım.
Bu yazı YAKIN TARİH içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.